biz aşkın aşıkıyız...

 

             Uyku geldi, göze girmek istedi fakat gözde yer bulamadı. Çünkü, göz senin sevdan yüzünden ateşler içinde kalmış, yaşlarla dolmuştu.

Göze giremeyen uyku, bu defa gönle doğru gitti.

Civa gibi yerinde duramayan kararsız bir gönül buldu, sonra o, tene doğru yol aldı, oraya yerleşmek istedi, orayı da harap, hem de çok harap gördü.

Ey uyku!

Sen tadı hoş, içilmesi hafif bir ab-ı hayat bile olsan, bu gece bizim yanımızda işe yaramazsın, senin bizimle işin yok.

Ey uyku, başındaki saç sayısınca başın olsa, bu gece bir baş kadar işe yaramaz, kendi başını bile kaşıyamazsın.

Sakî!

Cananın güzel yüzü aşkı için, sevabına bana o toprak ve su görme-yen aşk şarabından sun!

Ben beden hastası değilim, hastasıyım.

Ben, şerbeti ne yapayım?

Sen bana şarap sun, şarap!

Gece geldi.
Şu gönüldeki yanışın acaba sebebi nedir?

Ben sanıyorum ki, tanyeri ağardı, acaba gündüz mü oldu? Şaşılacak şey!

Aşkın gözüne ne gece sığar, ne de gündüz...

Şu aşkın gözü acaba, gözleri mi bağlıyor...

İnsanı görmez hale sokuyor.

Sen öyle güzel, öyle eşsiz bir varlıksın ki, gökler bile seninle neşelenir, seninle güler.

Hal böyle iken, eğer bir insan tutar da sana aşık olursa, buna şaşılır mı?

Bu sebeple sen beni istesen de, istemesen de, ben yaşadığım müddetçe sana, kul köle olacağım.

Sen bu gece birdenbire perdeleri kaldır!

Korku ve endişeyi üstünden at!

İki dünyadan da tamamiyle vazgeç, onlarla zerre kadar ilgilenme!

Dün sen candan ve gönülden bahsetmiş, onlardan şikayette bulunmuştun.

Bu gece ben onları yakaladım.

Canı öldürülmüş, kesilmiş bir halde, gönlü de ağlar ve inler bir durumda önüne bırakıyorum.

Sırlara dalanlar, sırlar içinde varlıktan kurtulanlar, bu gece, kendilerinden geçmişler, sevgili ile perde arkasında, halvette oturmuşlardır.

Ey yabancı varlık!

Aşk yolundan çekil, bu gece yabancıların aramızda bulunması bizi üzer, bize zahmet verir.

Dostların hatırı için bu gece uyuma!

Gecenin kulağını tut, bük, uyuma!

"Fitnenin uyuması daha iyidir." derler.

Sen de bir fitnesin.

Fakat senin gibi güzel bir fitnenin uyanıklığı daha iyidir.

Bu sebeple acele etme, uyuma!

Ey talihimi, bahtımı uyandıran sevgili uyuma!

Ey ilkbaharın, ey gül bahçesinin rengi, parlaklığı uyuma!

Ey kanlar içen nergis göz!

Bu gece zevk gecesidir, neşe gecesidir, sakın uyuma!

Ey ay yüzlü, böyle bir gecede ay gibi sen de uyuma!

Şu dönüp duran gökkubbe gibi dönmeye başla, uyuma!

Bizim uyanıklığımız, alemi aydınlatan ışık olur, çerağ olur.

Sen de bir gece ışığı bekle, onu koru, gözet uyuma!

Ey yar, senin gibi bir sevgili yoktur!

Senin benzerin bulunmaz.

Her iş seninle yola girer, senden düzenlenir.

Sen uyuma!

Bu gece senin güzel nürlu yüzünden yüzlerce ışık parlayacak, etrafı aydınlatacaktır.

Zaten sen bizim içimizdesin, sakın,uyuma!

Ey sevgili, yine bize yakınlık göster, dostluk et, bize yar ol!

Bizi sensiz bırakma, uyuma!

Ey sarhoş bülbül, gül bahçesinde uyuma, garip olan, kimsesiz bulunan dostalan düşün, onları gözet, koru, uyuma!

Bu gece, lütuf gecesi, bağış gecesi, ihsan gecesidir, sakın uyuma!

Eğer sonsuz bir hayat ve mutluluk istiyorsan, uyuma, dostun aşk ateşiyle yan, yakıl, uyuma!

Yüzlerce gece uyudun, ondan ne elde ettiğini, ne kazandığını gördün.

Allah için olsun bu gece sabaha kadar uyuma!

Ağza sığmayan lokmayı iste!

Rüh gıdası gönül lokması ara!

Kitaplarda yazılı olmayan ledün ilmini ehlinden öğrenmeye çalış!

Cenab-ı Hakk ile kamil insanların, ermişlerin gönülleri arasında öyle bir sır vardır ki, Cibril bile oraya girip o sırrı öğrenemez.

îşte sen o sırra aşina olmaya gayret sarfet!

Dînî vazifelerini yapmadan, iyj, yararlı bir insan olmadan Cenneti isteme!

Hakk'a layık bir kul olmadan, onun lütfuna, ihsanına nail olmadan Süleyman mülkünü taleb etrne.

Mademki, işin sonunda ecel vardır, ölüm bir gün gelip yakana yapışacaktır, hiç bir müslümanın hatta hiç bir insanın kalbinin incinmesini arzu etme!

Müşkülünü çözen, seni hakikata ulaştıran bilgiyi, ölüm gelip çatmadan önce iste, öğrenmeye çalış.

Aklını başına al da, şu dünyayı, yani var gibi görünen yoğu bırak, yok gibi sandığın varı iste!

Bu gece, dosta kavuştuğum için sevinç içindeyim, pek mutluyum. Bu gece ayrılık kaygısından kurtuldum.

Dostla kucaklaştık, sarmaş dolaş olduk.

Bu uğurlu, bu mes'ud anlarda gönlüme sesleniyor, diyorum ki; "Allah bana acısa da, bu gecenin anahtarı kaybolsa; ne olur; sabahın kapısı açılmasa.

Bu seher vakti esen rüzgar, Hakk aşıklarının gönüllerindeki sırlara aşinadır.

Bu uğurlu zamanda sen de uyuma.

Bu zaman yalvarma, yakarma zamanıdır, uyuma zamanı değildir! îki cihanın halkına, ilahî bir lütuf olarak ezelden ebede kadar kapanmayan dilek kapısı, seher vaktinde açıktır.

Fırsatı kaçırma, yatıp uyuma!

Ansızın bir şeker kamışı bitti, filizlendi, birdenbire böyle bir ab-ı hayat kaynayarak coştu.

Ansızın padişahlar padişahından lütuflar, ihsanlar, sadakalar gelmeye başladı...

Hz. Mustafa'nın (s.a.v) aziz ve mukaddes ruhunun şad olması için.

Biz aşkın aşıkıyız.

Çünkü aşk kurtuluştur.
Can Hızır gibidir.

Aşk ise ab-ı hayata benzer.

Aşk padişahından beratı olmayana yazıklar olsun!

Hayvanın, aşkı besleyen, ruha gıda olan manevî tatlılıklardan, can şekerinden ne haberi olacak?..

Sıfatların şekline, rengine bağlanmış olan o ruh, Hz. Mustafa'nın (s.a.v)  nüruyla zat-ı ilahîye yükseldi...

0 rüh Hakk'ın zatına doğru yükselirken, sevincinden, Hz. Mustafa'nın (s.a.v) rühunun şad olması için salavat getirmeye başladı.

Her iki gözüm, o mahmur gözlerinden mest olmuştur.

Şunu anla ki, senin aşkından, senin elinden ben elden çıktım. Bari bana uy da sen de başını salla, peki de!

Başında aşk havası esiyorsa, bu haller sende de vardır.

Yarla hoş geçinen kimse yarsız kalmaz.

Müşterisi ile uzlaşan tacir, müflis olmaz.

Ay geceden ürkmediği, karanlığından kaçmadığı içindir ki nurlandı. gül, o güzel kokuyu dikenle hoş geçinmekle kazandı.
0 padişah, kötü huylu kullarından yüz çevirmez.

Senin gibi yüzlerce kulunun suçuna, edepsizliğine bakmaz.

Bu sözü sen söyleme, bunu onun deniz gibi sonsuz olan lütfu söylesin.

0 öyle merhamet sahibidir ki, bizim kötülüğümüzden kara şeytan kaçar da, o kaçmaz!

Gönlüm beni kavgaya düşürdü, kendisi kaçtı gitti.

Beni yalnız bıraktı.

Can halime acıdı geldi.

Fakat sevdamı görünce, o da dayanamadı, kaçtı.

Bu defa ürküp Zühre yıldızı, benim feryadımı duydu, gökten yere indi, yanıma geldi.

Beni ateşler içinde bulunca, korktu, acele ile sazını yere bırakarak o da, kaçtı gitti.

Rüzgar geldi, bahçede içki içenlerin başlarına güller saçtı.

Yar geldi, dostların kadehlerine mey doldurdu.

0 taze sümbül gibi kokan saçlar, güzel kokular satanların karına engel oldu.

0 mest nergis gözler, aklı başında olanların kanlarını döktü.

Yağmur, aşkla gönlü yanan, birisinin başına yağıp durmadaydı. 0 kadar çok yağdı ki, aşık hemen eve kaçtı.

Bu hali gören hoş bir kaz, kanadını çırparak dedi ki: "Yağmuru benim üstüme yağdır, çünkü Allah benim canımı sudan yarattı, benim su ile ülfetim vardır

Sevgilim!

Gönül seni anınca şenlendi, neşelendi.

Allah'a yemin ederim ki, o neşeyi, zevki şaraptan almayı düşünmedi de elindeki kadehi içmeden yere döktü.

Gönül sensiz kendini cansız ölü bir kalıp gibi gördü.

Zaten candan kaçanın layıkı da işte budur.

Rüzgar, sevgilinin dağınık saçlarını okşayınca, ay, o güzelliğe hayran olur da, ona candan dua eder: "Ömrün uzun olsun!" der.
Ey bana öğüt veren kişi, aşktan, gönlümün aldığı manevî zevki, sen de tatsaydın, beni bırakır, kendine öğüt verirdin!

Güzelim!

Senin zaten bahanen azmış gibi, şimdi de "uykum geldi" bahanesiyle bizden kaçarsın değil mi?

Hoşça yat, uyu!

Ben seher vaktine kadar, gözümü kapamadan, senin uykuya bulanmış nergis gözlerinden feryad edip durayım.

Senin içinde bulunan, o çok yakın dostun, sana hayat veriyor, seni yaşatıyor, sana konuşma, hissetme, düşünme gücü lutfediyor. Hatta, hareme, o güzel, o rühanî yerlere ulaşmak ümidini de veriyor, sen son nefesine kadar onun sunduğu meyi iç, çünkü o işveden değil, kereminden bunu sunmaktadır.


"Göklerin yolu, İçtedir, gönüldedir, sen aşk kanadını aç, aşk kanadı kuvvetli olursa merdiven arama derdi kalmaz."

 

Ayağını başının üstüne koyunca yıldızların üstüne ayak basarsın, nefsanî ar-zularını, şehveti yendiğin zaman havada yürürsün; haydi adımını at, ayağını havanın üstüne koy da yüksel !..


Şehvetini ayak altına aldığın, nefsanî isteklerini yendiğin zaman göklerde havalarda sana yüzlerce yol belirir ve sen seher vaktinde yapılan dua gibi göklere yükselirsin."


                                                          Hz.Mevlana

Kaynak

---------------------------:

Divan-ı Kebir

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !