<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<!-- generator="Blogcu.com" -->
<?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css" type="text/css"?>
<?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/rss2full.xsl" type="text/xsl"?>
<rss version="2.0">
    <channel>
        <title>YA-RABBİ SANA TESLİM OLDUK.AFÜV İSMİNİN HURMETİNE BAĞIŞLA BİZLERİ..</title>
        <description>&quot;YARAB Ne azabına dayanacak halim,

Ne de rahmetinden mahrum kalmaya mecalim yoktur...

Vefasızlık edip senden uzak kalsamda, halim sensiz edemeyeceğini

haykırmaktadır. 
Vefasızlığım nisbetinde değil, ihtiyacım nisbetinde lütfuna talibim...&quot;</description>
        <link>http://as06.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Wed, 30 Dec 2009 17:11:02 +0100</lastBuildDate>
        <generator>Blogcu.com</generator>
        <image>
            <url>http://img03.blogcu.com/v2/avatars/normal/a/s/0/as06/as06_1258234682.jpg</url>
            <title>kerem coşkun</title>
            <link>http://www.blogcu.com/kullanici/as06</link>
            <description><![CDATA[Blog sahibi kerem coşkun Profiline gitmek için tıklayın.]]></description>
        </image>
        <language>tr</language>
        <copyright>Copyright as06 - Blogcu</copyright>
        <item>
            <title>Ey uyku...</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/ey-uyku/6674430</link>
            <description><![CDATA[<p>
	<img alt="" height="532" src="http://img03.blogcu.com/images/a/s/0/as06/786182e2917bd78d098ca13751edf446_1262176494.jpg" width="484" /></p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Uyku geldi, g&ouml;ze girmek istedi fakat g&ouml;zde yer bulamadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, g&ouml;z senin sevdan y&uuml;z&uuml;nden ateşler i&ccedil;inde kalmış, yaşlarla dolmuştu.</p>
<p>
	G&ouml;ze giremeyen uyku, bu defa g&ouml;nle doğru gitti.</p>
<p>
	Civa gibi yerinde duramayan kararsız bir g&ouml;n&uuml;l buldu, sonra o, tene doğru yol aldı, oraya yerleşmek istedi, orayı da harap, hem de &ccedil;ok harap g&ouml;rd&uuml;. <br />
	<br />
	Ey uyku!</p>
<p>
	Sen tadı hoş, i&ccedil;ilmesi hafif bir ab-ı hayat bile olsan, bu gece bizim yanımızda işe yaramazsın, senin bizimle işin yok.</p>
<p>
	Ey uyku, başındaki sa&ccedil; sayısınca başın olsa, bu gece bir baş kadar işe yaramaz, kendi başını bile kaşıyamazsın. <br />
	<br />
	Sak&icirc;!</p>
<p>
	Cananın g&uuml;zel y&uuml;z&uuml; aşkı i&ccedil;in, sevabına bana o toprak ve su g&ouml;rme-yen aşk şarabından sun!</p>
<p>
	Ben beden hastası değilim, hastasıyım.</p>
<p>
	Ben, şerbeti ne yapayım?</p>
<p>
	Sen bana şarap sun, şarap!<br />
	<br />
	Gece geldi. <br />
	Şu g&ouml;n&uuml;ldeki yanışın acaba sebebi nedir?</p>
<p>
	Ben sanıyorum ki, tanyeri ağardı, acaba g&uuml;nd&uuml;z m&uuml; oldu? Şaşılacak şey!</p>
<p>
	Aşkın g&ouml;z&uuml;ne ne gece sığar, ne de g&uuml;nd&uuml;z...</p>
<p>
	Şu aşkın g&ouml;z&uuml; acaba, g&ouml;zleri mi bağlıyor...</p>
<p>
	İnsanı g&ouml;rmez hale sokuyor. <br />
	<br />
	Sen &ouml;yle g&uuml;zel, &ouml;yle eşsiz bir varlıksın ki, g&ouml;kler bile seninle neşelenir, seninle g&uuml;ler.</p>
<p>
	Hal b&ouml;yle iken, eğer bir insan tutar da sana aşık olursa, buna şaşılır mı?</p>
<p>
	Bu sebeple sen beni istesen de, istemesen de, ben yaşadığım m&uuml;ddet&ccedil;e sana, kul k&ouml;le olacağım. <br />
	<br />
	Sen bu gece birdenbire perdeleri kaldır!</p>
<p>
	Korku ve endişeyi &uuml;st&uuml;nden at!</p>
<p>
	İki d&uuml;nyadan da tamamiyle vazge&ccedil;, onlarla zerre kadar ilgilenme!</p>
<p>
	D&uuml;n sen candan ve g&ouml;n&uuml;lden bahsetmiş, onlardan şikayette bulunmuştun.</p>
<p>
	Bu gece ben onları yakaladım.</p>
<p>
	Canı &ouml;ld&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş, kesilmiş bir halde, g&ouml;nl&uuml; de ağlar ve inler bir durumda &ouml;n&uuml;ne bırakıyorum. <br />
	<br />
	Sırlara dalanlar, sırlar i&ccedil;inde varlıktan kurtulanlar, bu gece, kendilerinden ge&ccedil;mişler, sevgili ile perde arkasında, halvette oturmuşlardır.</p>
<p>
	Ey yabancı varlık!</p>
<p>
	Aşk yolundan &ccedil;ekil, bu gece yabancıların aramızda bulunması bizi &uuml;zer, bize zahmet verir. <br />
	<br />
	Dostların hatırı i&ccedil;in bu gece uyuma!</p>
<p>
	Gecenin kulağını tut, b&uuml;k, uyuma!</p>
<p>
	"Fitnenin uyuması daha iyidir." derler.</p>
<p>
	Sen de bir fitnesin.</p>
<p>
	Fakat senin gibi g&uuml;zel bir fitnenin uyanıklığı daha iyidir.</p>
<p>
	Bu sebeple acele etme, uyuma! <br />
	<br />
	Ey talihimi, bahtımı uyandıran sevgili uyuma!</p>
<p>
	Ey ilkbaharın, ey g&uuml;l bah&ccedil;esinin rengi, parlaklığı uyuma!</p>
<p>
	Ey kanlar i&ccedil;en nergis g&ouml;z!</p>
<p>
	Bu gece zevk gecesidir, neşe gecesidir, sakın uyuma! <br />
	<br />
	Ey ay y&uuml;zl&uuml;, b&ouml;yle bir gecede ay gibi sen de uyuma!</p>
<p>
	Şu d&ouml;n&uuml;p duran g&ouml;kkubbe gibi d&ouml;nmeye başla, uyuma!</p>
<p>
	Bizim uyanıklığımız, alemi aydınlatan ışık olur, &ccedil;erağ olur.</p>
<p>
	Sen de bir gece ışığı bekle, onu koru, g&ouml;zet uyuma! <br />
	<br />
	Ey yar, senin gibi bir sevgili yoktur!</p>
<p>
	Senin benzerin bulunmaz.</p>
<p>
	Her iş seninle yola girer, senden d&uuml;zenlenir.</p>
<p>
	Sen uyuma!</p>
<p>
	Bu gece senin g&uuml;zel n&uuml;rlu y&uuml;z&uuml;nden y&uuml;zlerce ışık parlayacak, etrafı aydınlatacaktır.</p>
<p>
	Zaten sen bizim i&ccedil;imizdesin, sakın,uyuma! <br />
	<br />
	Ey sevgili, yine bize yakınlık g&ouml;ster, dostluk et, bize yar ol!</p>
<p>
	Bizi sensiz bırakma, uyuma!</p>
<p>
	Ey sarhoş b&uuml;lb&uuml;l, g&uuml;l bah&ccedil;esinde uyuma, garip olan, kimsesiz bulunan dostalan d&uuml;ş&uuml;n, onları g&ouml;zet, koru, uyuma!</p>
<p>
	Bu gece, l&uuml;tuf gecesi, bağış gecesi, ihsan gecesidir, sakın uyuma! <br />
	<br />
	Eğer sonsuz bir hayat ve mutluluk istiyorsan, uyuma, dostun aşk ateşiyle yan, yakıl, uyuma!</p>
<p>
	Y&uuml;zlerce gece uyudun, ondan ne elde ettiğini, ne kazandığını g&ouml;rd&uuml;n.</p>
<p>
	Allah i&ccedil;in olsun bu gece sabaha kadar uyuma! <br />
	<br />
	Ağza sığmayan lokmayı iste!</p>
<p>
	R&uuml;h gıdası g&ouml;n&uuml;l lokması ara!</p>
<p>
	Kitaplarda yazılı olmayan led&uuml;n ilmini ehlinden &ouml;ğrenmeye &ccedil;alış!</p>
<p>
	Cenab-ı Hakk ile kamil insanların, ermişlerin g&ouml;n&uuml;lleri arasında &ouml;yle bir sır vardır ki, Cibril bile oraya girip o sırrı &ouml;ğrenemez.</p>
<p>
	&icirc;şte sen o sırra aşina olmaya gayret sarfet! <br />
	<br />
	D&icirc;n&icirc; vazifelerini yapmadan, iyj, yararlı bir insan olmadan Cenneti isteme!</p>
<p>
	Hakk'a layık bir kul olmadan, onun l&uuml;tfuna, ihsanına nail olmadan S&uuml;leyman m&uuml;lk&uuml;n&uuml; taleb etrne.</p>
<p>
	Mademki, işin sonunda ecel vardır, &ouml;l&uuml;m bir g&uuml;n gelip yakana yapışacaktır, hi&ccedil; bir m&uuml;sl&uuml;manın hatta hi&ccedil; bir insanın kalbinin incinmesini arzu etme! <br />
	<br />
	M&uuml;şk&uuml;l&uuml;n&uuml; &ccedil;&ouml;zen, seni hakikata ulaştıran bilgiyi, &ouml;l&uuml;m gelip &ccedil;atmadan &ouml;nce iste, &ouml;ğrenmeye &ccedil;alış.</p>
<p>
	Aklını başına al da, şu d&uuml;nyayı, yani var gibi g&ouml;r&uuml;nen yoğu bırak, yok gibi sandığın varı iste! <br />
	<br />
	Bu gece, dosta kavuştuğum i&ccedil;in sevin&ccedil; i&ccedil;indeyim, pek mutluyum. Bu gece ayrılık kaygısından kurtuldum.</p>
<p>
	Dostla kucaklaştık, sarmaş dolaş olduk.</p>
<p>
	Bu uğurlu, bu mes'ud anlarda g&ouml;nl&uuml;me sesleniyor, diyorum ki; "Allah bana acısa da, bu gecenin anahtarı kaybolsa; ne olur; sabahın kapısı a&ccedil;ılmasa. <br />
	<br />
	Bu seher vakti esen r&uuml;zgar, Hakk aşıklarının g&ouml;n&uuml;llerindeki sırlara aşinadır.</p>
<p>
	Bu uğurlu zamanda sen de uyuma.</p>
<p>
	Bu zaman yalvarma, yakarma zamanıdır, uyuma zamanı değildir! &icirc;ki cihanın halkına, ilah&icirc; bir l&uuml;tuf olarak ezelden ebede kadar kapanmayan dilek kapısı, seher vaktinde a&ccedil;ıktır.</p>
<p>
	Fırsatı ka&ccedil;ırma, yatıp uyuma! <br />
	<br />
	Ansızın bir şeker kamışı bitti, filizlendi, birdenbire b&ouml;yle bir ab-ı hayat kaynayarak coştu.</p>
<p>
	Ansızın padişahlar padişahından l&uuml;tuflar, ihsanlar, sadakalar gelmeye başladı...</p>
<p>
	Hz. Mustafa'nın (s.a.v) aziz ve mukaddes ruhunun şad olması i&ccedil;in.<br />
	<br />
	Biz aşkın aşıkıyız.</p>
<p>
	&Ccedil;&uuml;nk&uuml; aşk kurtuluştur. <br />
	Can Hızır gibidir.</p>
<p>
	Aşk ise ab-ı hayata benzer.</p>
<p>
	Aşk padişahından beratı olmayana yazıklar olsun!</p>
<p>
	Hayvanın, aşkı besleyen, ruha gıda olan manev&icirc; tatlılıklardan, can şekerinden ne haberi olacak?.. <br />
	<br />
	Sıfatların şekline, rengine bağlanmış olan o ruh, Hz. Mustafa'nın (s.a.v) &nbsp;n&uuml;ruyla zat-ı ilah&icirc;ye y&uuml;kseldi...</p>
<p>
	0 r&uuml;h Hakk'ın zatına doğru y&uuml;kselirken, sevincinden, Hz. Mustafa'nın (s.a.v) r&uuml;hunun şad olması i&ccedil;in salavat getirmeye başladı. <br />
	<br />
	Her iki g&ouml;z&uuml;m, o mahmur g&ouml;zlerinden mest olmuştur.</p>
<p>
	Şunu anla ki, senin aşkından, senin elinden ben elden &ccedil;ıktım. Bari bana uy da sen de başını salla, peki de!</p>
<p>
	Başında aşk havası esiyorsa, bu haller sende de vardır. <br />
	<br />
	Yarla hoş ge&ccedil;inen kimse yarsız kalmaz.</p>
<p>
	M&uuml;şterisi ile uzlaşan tacir, m&uuml;flis olmaz.</p>
<p>
	Ay geceden &uuml;rkmediği, karanlığından ka&ccedil;madığı i&ccedil;indir ki nurlandı. g&uuml;l, o g&uuml;zel kokuyu dikenle hoş ge&ccedil;inmekle kazandı. <br />
	0 padişah, k&ouml;t&uuml; huylu kullarından y&uuml;z &ccedil;evirmez.</p>
<p>
	Senin gibi y&uuml;zlerce kulunun su&ccedil;una, edepsizliğine bakmaz.</p>
<p>
	Bu s&ouml;z&uuml; sen s&ouml;yleme, bunu onun deniz gibi sonsuz olan l&uuml;tfu s&ouml;ylesin.</p>
<p>
	0 &ouml;yle merhamet sahibidir ki, bizim k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zden kara şeytan ka&ccedil;ar da, o ka&ccedil;maz! <br />
	<br />
	G&ouml;nl&uuml;m beni kavgaya d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;, kendisi ka&ccedil;tı gitti.</p>
<p>
	Beni yalnız bıraktı.</p>
<p>
	Can halime acıdı geldi.</p>
<p>
	Fakat sevdamı g&ouml;r&uuml;nce, o da dayanamadı, ka&ccedil;tı.</p>
<p>
	Bu defa &uuml;rk&uuml;p Z&uuml;hre yıldızı, benim feryadımı duydu, g&ouml;kten yere indi, yanıma geldi.</p>
<p>
	Beni ateşler i&ccedil;inde bulunca, korktu, acele ile sazını yere bırakarak o da, ka&ccedil;tı gitti. <br />
	<br />
	R&uuml;zgar geldi, bah&ccedil;ede i&ccedil;ki i&ccedil;enlerin başlarına g&uuml;ller sa&ccedil;tı.</p>
<p>
	Yar geldi, dostların kadehlerine mey doldurdu.</p>
<p>
	0 taze s&uuml;mb&uuml;l gibi kokan sa&ccedil;lar, g&uuml;zel kokular satanların karına engel oldu.</p>
<p>
	0 mest nergis g&ouml;zler, aklı başında olanların kanlarını d&ouml;kt&uuml;. <br />
	<br />
	Yağmur, aşkla g&ouml;nl&uuml; yanan, birisinin başına yağıp durmadaydı. 0 kadar &ccedil;ok yağdı ki, aşık hemen eve ka&ccedil;tı.</p>
<p>
	Bu hali g&ouml;ren hoş bir kaz, kanadını &ccedil;ırparak dedi ki: "Yağmuru benim &uuml;st&uuml;me yağdır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah benim canımı sudan yarattı, benim su ile &uuml;lfetim vardır<br />
	<br />
	Sevgilim!</p>
<p>
	G&ouml;n&uuml;l seni anınca şenlendi, neşelendi.</p>
<p>
	Allah'a yemin ederim ki, o neşeyi, zevki şaraptan almayı d&uuml;ş&uuml;nmedi de elindeki kadehi i&ccedil;meden yere d&ouml;kt&uuml;.</p>
<p>
	G&ouml;n&uuml;l sensiz kendini cansız &ouml;l&uuml; bir kalıp gibi g&ouml;rd&uuml;.</p>
<p>
	Zaten candan ka&ccedil;anın layıkı da işte budur. <br />
	<br />
	R&uuml;zgar, sevgilinin dağınık sa&ccedil;larını okşayınca, ay, o g&uuml;zelliğe hayran olur da, ona candan dua eder: "&Ouml;mr&uuml;n uzun olsun!" der. <br />
	Ey bana &ouml;ğ&uuml;t veren kişi, aşktan, g&ouml;nl&uuml;m&uuml;n aldığı manev&icirc; zevki, sen de tatsaydın, beni bırakır, kendine &ouml;ğ&uuml;t verirdin! <br />
	<br />
	G&uuml;zelim!</p>
<p>
	Senin zaten bahanen azmış gibi, şimdi de "uykum geldi" bahanesiyle bizden ka&ccedil;arsın değil mi?</p>
<p>
	Hoş&ccedil;a yat, uyu!</p>
<p>
	Ben seher vaktine kadar, g&ouml;z&uuml;m&uuml; kapamadan, senin uykuya bulanmış nergis g&ouml;zlerinden feryad edip durayım. <br />
	<br />
	Senin i&ccedil;inde bulunan, o &ccedil;ok yakın dostun, sana hayat veriyor, seni yaşatıyor, sana konuşma, hissetme, d&uuml;ş&uuml;nme g&uuml;c&uuml; lutfediyor. Hatta, hareme, o g&uuml;zel, o r&uuml;han&icirc; yerlere ulaşmak &uuml;midini de veriyor, sen son nefesine kadar onun sunduğu meyi i&ccedil;, &ccedil;&uuml;nk&uuml; o işveden değil, kereminden bunu sunmaktadır.</p>
<p>
	<br />
	"G&ouml;klerin yolu, İ&ccedil;tedir, g&ouml;n&uuml;ldedir, sen aşk kanadını a&ccedil;, aşk kanadı kuvvetli olursa merdiven arama derdi kalmaz."</p>
<p>
	&nbsp;</p>
<p>
	Ayağını başının &uuml;st&uuml;ne koyunca yıldızların &uuml;st&uuml;ne ayak basarsın, nefsan&icirc; ar-zularını, şehveti yendiğin zaman havada y&uuml;r&uuml;rs&uuml;n; haydi adımını at, ayağını havanın &uuml;st&uuml;ne koy da y&uuml;ksel !..<br />
	</p>
<p>
	<br />
	Şehvetini ayak altına aldığın, nefsan&icirc; isteklerini yendiğin zaman g&ouml;klerde havalarda sana y&uuml;zlerce yol belirir ve sen seher vaktinde yapılan dua gibi g&ouml;klere y&uuml;kselirsin."</p>
<p>
	<br />
	&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hz.Mevlana<br />
	</p>
<p>
	Kaynak</p>
<p>
	---------------------------:</p>
<p>
	Divan-ı Kebir</p>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/ey-uyku/6674430</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Muharrem ayı,Aşure günü orucu</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/muharrem-ayi-asure-gunu-orucu/6638649</link>
            <description><![CDATA[<BR>
<P class=MsoNormal>&nbsp;<IMG src="http://img2.blogcu.com/images/a/s/0/as06/a__ure.jpg" border=0><BR></P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;Muharrem ayının onuncu gecesidir.Muharrem ayı, Kur'an-ı Kerim'de kıymet verilen dört aydan biridir. Aşure bu ayın en kıymetli gecesidir. Allah-u Teala, birçok duaları Aşure günü kabul buyurdu. Bunlar; </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Adem(a.s.)'in tevbesinin kabul olması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Nuh(a.s.)'ın gemisinin tufandan kurtulması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Yunus(a.s.)'ın balığın karnından çıkması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>İbrahim(a.s.)'ın Nemrudun ateşinde yanmaması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>İdris(a.s.)'ın diri olarak göğe çıkarılması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Yakub(a.s.)'ın oğlu Yusuf (a.s.)'a kavuşması ve gözlerindeki perdenin kalkması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Yusuf(a.s.)'ın kuyudan çıkması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Eyyub(a.s.)'ın hastalıktan kurtulması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Musa (a.s.)'ın Nil nehrinden geçip,Firavun'un boğulması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>İsa(a.s.)'ın viladeti ve yahudilerin öldürmesinden kurtulup diri olarak göke çıkarılması...</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>İşte bütün bunlar hep Aşure günü olmuştur. Nuh(a.s.)gemide aşure tatlısı pişirdiği için, müslümanların Muharrem'in onuncu günü aşure pişirmesi ibadet olmaz. Hz. uhammed "aleyhisselam" ve Eshab-ı Kiram böyle yapmadı. Bugün aşure pişirmeği ibadet sanmak, bid'atdır, günahtır. Hz.Muhammed aleyhisselamın yaptığı veya emrettiği şeyleri yapmak ibadet olur. O gün herhangi bir tatlı yapmak, tanıdıklara ziyafet, fakirlere sadaka vermek sünnettir, ibadettir. İbni Abidin diyor ki, " Kirpiklere sürme çekmek sünnettir. Fakat bunu yalnız Aşure günü yapmak haramdır "</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Hazret-i Hüseyin (r.a.) o gün şehit oldu diye, matem tutmak, döğünmek de bid'atdır. Günahtır. Hazret-i Hüseyin için matem tutıyorlar. Hazret-i Hüseyin'i, Hazret-i Ali'nin oğlu olduğu için tapınırcasına övüyorlar. Ehl-i sünnet ise, onu Resulullahın torunu olduğu için çok seviyor. İslamiyette matem tutmak yoktur. Müslümanlar yalnız Aşure günü matem tutmaz. Kerbela faciasını hatırlayınca her zaman üzülür, kalpleri sızlar, gözleri kan ağlar. İslamiyette matem tutmak olsaydı, Aşure günü değil, Resululllahın Taif'de mübarek ayaklarının kana boyandığı ve Uhud'da mübarek dişinin kırılıp, mübarek yüzünün kanadığı ve vefat attiği gün matem tutulurdu.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>AŞURE GÜNÜ MEYDANA GELMİŞ VE GELECEK BAZI MÜHİM HADİSELER</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Aşure gününde çok büyük ve mühim hadiseler meydana gelmiştir. Fakih Ebulleys Hazretleri'nin Tenbihü'l Gafilin kitabında rivayet ettiği hadis-i şerifte, Aşure günü meydana gelen hadiselerden bazıları şunlardır:</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>1)Göklerin ve yerin yaratılması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>2)Hz.Adem'in tevbesinin kabul edilmesi,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>3)Nuh aleyhisselemın gemisinin karaya oturması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>4)Hz.Musa'nın, Firavun'un şerrinden kurtulması ve Firavun'un helak olması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>5)Hz.İbrahim'in dünyaya gelmesi ve ateşten kurtulması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>6)Eyub aleyhisselamın hastalıktan şifa bulması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>7)Yunus aleyhisselamın balığın karnından kurtulması,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>8)Süleyman aleyhisselama saltanat verilmesi,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>9)Hz.Hüseyin'in (r.a.) şehid edilmesi,</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>10)Kıyametin kopması da Aşure günü olacaktır.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>MUHARREMİN 9. VE 10. GECELERİ</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Muharremin 9'uncu ve 10'uncu geceleri birer tesbih namazı kılmalıdır. Yine 9'uncu ve 10'uncu geceleri teheccüd vaktinde Allah rızası için 4 rekat namaz kılınır. Her rekatta Fatiha-i Şeriften sonra 50'şer İhlas-ı Şerif okunur. Bu günlerde hatm-i enbiya'ya devam etmelidir. Bilhassa 9'uncu günü akşamı, yani 10'uncu gecesi hatm-i enbiya yapılması çok faydalıdır. Muharrem ayı içerisinde mümkün olduğu kadar çok istiğfar etmelidir. Muharrem ayının onuncu (Aşure)gününü; bir gün önce yahut sonraki günü ile birlikte oruç tutmak sünnettir. Yalnız Aşure günü oruç tutmak tenzihen mekruhtur. Hadis-i şerifte, "Aşure orucunu tutunuz ve ona dokuzuncu yahut onbirinci günü ilave ederek Yahudilere muhalefet ediniz." buyurulmuştur.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>AŞURE GÜNÜ NELER YAPILIR?</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>-O gün,eve ufak tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>-En az on Müslüman'a birer selam veya bir Müslümana on selam verilir.Fakir fukara sevindirilir.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>-10 defa şu dua okunur:</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>"Sübhanallahi mil'elmizan. Ve müntehe'l-ılmi ve mebleğa'r-riza ve zinete'l-arş."</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>-Yine Aşure gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rekat namaz kılınır. Her rekatta 1 Fatiha, 50 İhlas-ı Şerif okunur.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Namazdan sonra da 100 defa şu salevatı şerife okunur:</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>"Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin ve Ademe ve Nuhın ve İbrahime ve Musa ve İsa vema beynehüm mine'nnebiyyine ve'l-mürselin. Salevatü'llahi ve selamühu aleyhim ecmaın."</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>-Öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır. Ve her rekatta 1 Fatiha, 50 İhlas-ı Şerif okunur. Namazdan sonra: 70 İstiğfar-ı şerif, 70 salevat-ı şerif, 70 defa da</P>
<P class=MsoNormal>"La havle vela kuvvete illa billahi'l aliyyil-azim"denilir. Sonra da; Ümmet-i Muhammed'in hidayeti ve akıbeti için dua edilir.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Yahudilere benzememek, ve orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Muhabbetle efendim… </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P>&nbsp;</P>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <category>yaşam kaynağı</category>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/muharrem-ayi-asure-gunu-orucu/6638649</guid>
        </item>
        <item>
            <title>LEYLADA Kİ MANA...</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/leylada-ki-mana/6548656</link>
            <description><![CDATA[<P align=center><IMG height=450 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/623165702531367_1260747166.jpg" width=600></P>
<P>Mecnûn Leylâ’nın aşkıyla öylesine kendinden geçmişti ki, Her nereye baksa Leylâ’yı görür oldu. Artık adını soranlara bile; “Benim adım Leylâ! diyordu.” <BR>Dilinde ki virdi, gönlündeki derdi Leylâ idi. Leylâ’dan gayrı kimseyi de tanımıyordu. Leylâ ismi diğer bütün isimleri unutturmuştu O’na. Mecnûn âşık-ı sâdık olmuştu. Çünkü, aşkında sâdık olan, özge esmâ bilmezlerdi. <BR>Yine böyle deli-dîvâne “Leylâ!-Leylâ!” diyerek feryâd edip dolaşıyordu Mecnûn. Hem de şehrin orta yerinde, kalabalık bir mekanda. Leylâ bu yürek sızlatan feryâdı işitmiş ve derinden etkilenmişti. Gidip şu miskîne kendimi göstereyim de hâl, hâtır sorayım, dedi kendi kendine. Gece-gündüz kendisi için âh u efgân eden bu zavallıyı rahatlatmak istiyordu Leylâ. Bu arada Mecnûn şehrin dışına çıkmış ve Leylâ! Leylâ nidâları ile sahraya doğru yol almaya başlamıştı. Leylâ arkasından yetişerek Mecnûn’un önüne geçti, ancak Mecnûn Leylâ’ya hiç iltifat etmemişti. O kadar çok “Leylâ” diyordu ki, bu zikr-i kesîr sebebiyle kendinden geçmiş, bayılarak yer düşmüştü. Yattığı yerde dahî bütün âzâlarından “Leylâ” zikri yükseliyordu. Leylâ şaşkın bir vaziyette olup-bitenleri izliyordu. Mecnûn kendine geldiğinde karşısında gölgesi üzerine düşmüş bir varlık olduğunu farketmişti. Başını kaldırdı, gözlerini Leylâ’nın yüzünde gezdirdi ve “Sen kimsin?” diye sordu Leylâ’ya. “Hâlin nedir aşk elinden? dedi Leylâ. Mecnûn “Sana ne benim hâlimden. Dost musun, düşman mısın? Uzak dur benden!” dedi. “Adını anmaktan deli-dîvâne olduğun Leylâ benim. Nasıl olur da beni tanımazsın?” dedi Leylâ. Mecnûn’un yüzünde acı bir gülümseme belirdi ve sözlerini şöyle tamamladı: “ Bil ki; bütün âlem bana “Leylâ” olmuştur. Benim gönlüm lebâ-leb Leylâ doludur. Eğer sen Leylâ isen, bu bende ki Leylâ nedir? Anlaşıldı ki, Mecnûn artık Cunûn şehrinde ikâmet ediyordu. Bu şehrin ne makâmı ne de mekânı vardı. <BR>Zâten Mekânı belli olmayan iki yer vardı. Bunlardan biri “Hayret Vâdisi” diğeri “Cunûn Şehri” dir.” Hayret Vâdisi’nde ki şaşkınlığa düşmüş kimselerle(mütehayyir), Cunûn Şehri’nin mecnûnları bir araya gelerek halka oluşturdular ve kendilerinden geçmiş bir halde sohbete daldılar. Mecnûn da bu mecnûnlardan bir mecnûn olmuştu. Mecnûnlardan birisinin sorusu ile başlayan sohbet derinleştikçe tatlandı, tatlandıkça derinleşti. Mecnûn sordu Mütehayyir cevapladı: <BR><BR>- Ey Mütehayyir! Okudun, yazdın ve mânâsını da anladın. Mânâyı nasıl anladın? Söyler misin? <BR>- Elif-bâ ile <BR>- Mânâ ne demektir? <BR>- Birin iki, ikinin bir olmasıdır. <BR>- Buna ne denir? <BR>- Kelime-i Tevhîd <BR>- Peki, Elif-bâ ne demektir? <BR>- Kâinâttaki gerçeklikler(realiteler) <BR>- Asıl olan hangi harftir? <BR>- Elif <BR>- Elif neyin aslıdır? Varlığın mı? Hâdiselerin mi? <BR>- Vârlığın değil, hâdiselerin aslıdır. <BR>- Elifin aslı nedir? <BR>- Nokta. <BR>- Elife mi yoksa noktaya mı varlık diyorsun? <BR>- Nokta’ya. Nokta sessiz varlıktır, ancak Elif’le konuşur. <BR>- Öyleyse iki tane varlık var? <BR>- Hayır! Elif ve nokta birdir. Arı’yı düşün! <BR>- Arı ne yapar? <BR>- Bal yapar; sevdirmek için! <BR>- Başka ne yapar? <BR>- Balmumu yapar; bildirmek için! <BR>Mütehayyir cebinden bir balmumu çıkardı ve; <BR>- İşte Nokta! dedi. <BR>Sonra balmumunu nefesiyle ısıtıp boyunu uzattı ve; <BR>- İşte Elif! dedi. <BR>O sırada mecnûnlardan biri ayağa kalktı ve; <BR>- Elif’in başka adı var mı? diye sordu. <BR>Mütehayyir; <BR>- Evet var! Gel de kulağına söyleyeyim dedi. Sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Kucaklaştılar. <BR>Mütehayyirin ifâdesine göre, o artık Leylâsız Mecnûn olmuştu. Çünkü Mecnûn Leylâ’ya dönüşmüştü. Bundan sonra her kim aradan Leylâ’yı çıkarırsa Elif’in diğer ismini de öğrenebilecekti.<BR></P>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <category>yaşam kaynağı</category>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/leylada-ki-mana/6548656</guid>
        </item>
        <item>
            <title>AŞKA DAİR...</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/aska-dair/6548636</link>
            <description><![CDATA[<BR><IMG height=212 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/580799040598720_1260746708.jpg" width=200>Muhabbet denilen hissin,kişinin tabiatını zevk ve lezzet aldığı güzelliklere ve özelliklere meyletmesinden zuhura gelen halettir.Bu haletin kalbe yerleşerek şiddetlenmesine SULTAN-I AŞK denir.Aşık olan kimse ,ma’şukuna yani sevdiğine aklını,mantığını,menfaatini feda eder,ma’şukuna tam bir bağlılıkla itaatte bulunur ve sevdiği uğruna nesi varsa hepsini feda etmeye hazır olur.Kaide ve prensibini tam ve eksiksiz yerine getirebilen AŞIKTIR.Canını,cananına feda edemeyen ,aşıklık davasında bulunmamalıdır.Allahu teala ve tekaddes hazretlerinin,Kitab-ı keriminde AHSEN-EL KASAS buyurdugu Yusuf sure-i celilesinde,Mısır kıtfirinin güzelliği dillere destan olan eşinin Hz. Yusuf aleyhisselama beslediği aşk uğruna ar-u namus şişesini taşa çalıp malını,mülkünü,makamını,ırz ve namusunu ve yetmiş deve ile taşınabilen altın,gümüş,mücevher,yakut,zümrüt nev’inden bütün kıymetli eşyasını,saraylarını ve saltanatını neden nasıl feda ettiği hikaye olunmaktadır.Yusuf aleyhisselam’dan getirene veya:<BR>_Yusuf’u gördüm!... diyene paha biçilmez kıymetteki mücevherlerini nasıl saştığı tarihen sabittir.<BR>O kadar ki,Yusuf aleyhisselamın aşkı uğruna malını vere vere kendisine bir şey kalmamıştı.Yusuf diye çağırır olmuştu.Gökteki yıldızlarda Yusuf aleyhisselam’ı görür,güneş ve ayda onun adının yazılı olduğunu sanırdı.<BR>Gerçektende böyledir.Aşık olan,herkesi ma’şuku olarak görür ve her nereye bakarsa sevdiğinin ismini ve resmini müşadade eder ve malik olduğu her şeyı bu uğurda feda etmekten çekinmez.<BR>Züleyha, aslında Allahu teala’ya aşık idi.Hak ona Yusuf aleyhisselamdan tecelli etmiş idi.Esasen bütün aşklar Mahbub-u hakikiye ait ve racidir.Nevar ki tecelliyat başka başka zuhura gelmiştir.Aşık olan ma’şununda bu tecelliyi müşahade eder.Onun için de,arif olan aşk-ı mecazide kalmazeninde sonunda aşk-ı hakikiye erer.Aşık olan,ma’şuk-u hakikiyi sevdiğinde görür.Ma’şuk-u hakikiye perde olduğundan,o perdeyi yırtabilirse,ma’şuk-u hakiki o zaman kendisine zahir olur.<BR>Kimde aşkın nişanı vardürür,<BR>Akıbet ma’şukuna erdürür.<BR>demişlerdir.Nitekim, Züleyha da her şeyini Yusuf aleyhisselam için feda etti ama sonunda emr-i ilahi ile güzelliği ve gençliği iade olunun cazaten yüzünü görür görmez İman ile müşerref olduğu Yusufa’a kavuştu.Ancak Yusuf aleyhisselam ile evlendiğinde ondan kaçar olmuştu.Issız ve tenha yerlere çekilir ve o tenhalarda sevdiği Allahına ibadet ederdi.Hz. Yusuf aleyhisselam kendisini yatağa davet edince,gece ise gündüze ve gündüz ise geceye va’dederdi.Yusuf aleyhisselam kendisine:<BR>_Neden benden kaçıyorsun?Sen artık benim helalım oldun.Birzamanlar,sen benı yatagına cagırdıgında ben senden kacardım.Çünkü ozamanlar sen bana haram idin.Rabbime isyan edeceğimden korkarak davetlerini kabul etmemekte ma’zur idim.Oysa,şimdi artık helalimsin,İnsan helalinden kaçarmı?dediğinde Züleyha şöyle cevap verirdi:<BR>_Ey Yusuf-u Sıddıyk!... B en seni Allahu tealayı tanımadan önce severdim.Meğer benim sevdiğim ve aşık olduğumsen değilmişsin.Sen benim asıl secdiğime perde olmuşsun.Şimdi ben o perdeyi yırttım ve Rabbimi buldum.Allahu teala’yı bulduktan ve onu tanıdıktan sonra,onun aşkı benim aklbimi istila etti.Diğer bütün sevgileri,kalbimden çıkartıp attı.Onun aşkı yerine hiçbir aşkı istemez ve onun aşkından gayrı hiçbirşey mest etmez.<BR>Bilmem anlatabiliyormuyum??<BR>Mecnun’a adını sordular.Hiç düşünmeden:<BR>_Leyla’dır,dedi.<BR>Mecbun’a sordular Leyla’nın hanesin,<BR>Çak edip kalbini gösterdi dil-i viranesinin..<BR>_Leyla öldü dediler.<BR>Mecnun cevap verdi:<BR>Hayır Leyla ölmedi,o benim kalbimdedir.İşte ben Leyla’yımdedi.<BR>Günlerden birgün Mecnun Leyla’nın köyüne vardı ve Leyla’nın evinin önüne gelerek Gökyüzüne doğru bakmaya başladı.Kensisine:<BR>_Gökyüzüne bakma,Leyla’nın evinin duvarlarıba bak.Olurki Leyla’nın resmi aksetmiştir.Leyla’nı görmüş olursun,diyenlere şu cevabı verdi:<BR><BR>Mecnun’a sordular Leyla nice oldu?<BR>Leyla gitti,adı dillerde kaldı;<BR>Benim gönlüm şimdi bir Leyla buldu,<BR>Yürü Leyla ki, ben Mevla’yı buldum..<BR><BR>Şu ben yalvarırken, senn naz ederdin,<BR>Şem’ayı gösterip pervaz ederdin,<BR>Cefayı çok, vefayı az ederdin,<BR>Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..<BR><BR>Bugün Mevla gören Leyla’ya bakmaz,<BR>Ulu a’la gören ednaya bakmaz,<BR>Aya nazar eden yıldıza bakmaz,<BR>Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..<BR><BR>Mecnun arzulayıp Kabe’ye vardı,<BR>Halka yapışıp zarilik kıldı,<BR>Mecnun Leyla derken Mevla’yı buldu,<BR>Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..<BR><BR>Mecnun’u beslerdi kullar,tayalar,<BR>Mecnun’un başında kuşlar yuvalar,<BR>Mekanımız oldu dağlar,ovalar,<BR>Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..<BR><BR>Mecnun oldum dağ başında gezerim,<BR>Mevla ile oldu benim pazarım,<BR>Var Leyla ki bu sevdadan bezerim,<BR>Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum,,<BR><BR>Ulu kuşlar yuva yaptı başıma,<BR>Ben Mevla’yı görür oldum düşümde,<BR>Var git Leyla durma benim karşımda,<BR>Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum,,<BR><BR>Gel YUNUS bu sırlardan açılma,<BR>Hakkın lütfu görüp,gayre saçılma,<BR>İnayet Hak olan yerden kaçınma,<BR>Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..<BR><BR>Rabbim;cümlemizi taklidden tahkike,aşk-ı mecaziden aşk-ı hakikiye eriştirsin,gerçek aşıklarla buluştursun,görüştürsün.<BR>Evet!...Leyla’dan, Mevla’ya varılır.Sanem’den,Samed’e dönülür.Şirkten,tevhide erilir.Aşk-ı mecaziden,aşk-ı hakikiye vasıl olunur.İnsanolana,elbette aşk lazımdır.Bu aşk ister mecazi ister hakiki olsun insana yakışan bir duygu ve haslettir.Aştan nasibi olmayanın,merkepten farkı yok gibidir…<BR>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <category>yaşam kaynağı</category>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/aska-dair/6548636</guid>
        </item>
        <item>
            <title>AŞK-I MECAZİDEN,AŞK-I HAKİKİYE...</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/ask-i-mecaziden-ask-i-hakikiye/6548576</link>
            <description><![CDATA[<IMG src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/679055850333107_1260746331.jpg" width=125 height=125><BR>
<P>&nbsp;Risale-i Nur’da hz. Üstad şefkatin aşktan üstün olduğunu söyler. Zira şefkat hiçbir karşılık beklemedeken sevmektir. Halbuki aşk, muhataptan karşılık gelmezse olmaz, mutlaka karşılık ister.</P>
<P>Bismillâhirrahmânirrahîm</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>Arkadaşlar bugünkü konumuz Risale-i Nur’da aşk ve şevkat konusunun muvazenesi olacaktır gücümzün yettiği kadar.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>Risale-i Nur’da hz. Üstad şefkatin aşktan üstün olduğunu söyler. Zira şefkat hiçbir karşılık beklemedeken sevmektir. Halbuki aşk, muhataptan karşılık gelmezse olmaz, mutlaka karşılık ister.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>“Annenin yavrusuna olan sevgisi”dir şefkat’tir. Aşk konusunu ise yeterince anlayabilmek için ise aşkı iki sınıfa ayırmak lazımdır; biri “<STRONG>aşk-ı hakikî</STRONG>”, diğeri “<STRONG>aşk-ı mecâzî</STRONG>”.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>“aşk-ı hakikî” ehli hakkın, Hakka olan aşklarıdır, yada hak namına başkalara olan aşkdır ki, bunda zarar yoktur. Zira Allah namına sevdiğin kişi eğer Allah’ın dostu ise zaten faydası var.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>“Aşk”a, kelime anlamı olarak sevginin şiddetli mertebesi olarak bakarsak; kişinin, mala mülke, eşe, işe, çoluk cocuğa olan şiddetli muhabbeti de bir nevi aşk sayılır. Eğer bunlar Allah namına ise zararı yoktur ama değilse zararı ve sıkıntısı çoktur. işte bu ikinci sınıf Allah namına olmayan şiddetli muhabbete “aşk-ı mecâzî” diyoruz.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>Bunu en bariz şekilde kızların erkeklere aşık olmasında ya da erkeklerin kızlara aşık olmasında görmekte ve hissetmekteyiz. Bu tarz gayr-i meşru aşklara “aşk-ı mecâzî” denilmektedir. Aşk-ı mecâzî muzır bir kabir gibidir, sahibine azaptan başka bir şey vermez. Meselâ, mukabele görmeme elemi verir; yukarıda demiştik aşk karşılık ister. Evet bu aşka duçar olan, aşkına karşılık ister, hatta o hale gelir ki o karşılık olmadan yaşamayamacağına inanır. Bu karşılığı bulamadığı zaman dünya ona zindan olur, hayat ona manasız olur, adeta yaşamaktan küser. Sanki her taraf ona karanlık ve düşman olmuştur. Sanki her taraf ona muzır bir kabirdir, azab çektiriyor.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>Aynı aşk, sahibine firak elemi de çektirir, hem de çeşit çeşit firaklar. Eğer aşkına karşılık bulsa, lillah için olmadığından bu aşkın biteceği korkusu vardır, yada aşıkının kendinden soğuması kopması gitmesi korkusu vardır, yada aşıkının bir kazaya uğrayıp ölmesi ihtimali vardır … Tüm bu ihtimaller, o aşk sahibini yakar. Adete tüm muhtelif firaklar bir muzır kabir olmuşlar, sahibine azab ediyor.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P><STRONG>- İnsana verilen bu hiss-i aşk ne için verilmiştir?</STRONG></P>
<P>&nbsp;</P>
<P>Kısaca; insan aşk-ı mecaziden aşk-ı hakikiye yüzünü dönsün, bir mertebe yukarısı şefkat mertebesini yakalasın. Aksi takdirde bu aşk-ı mecazi, sahibini sadece azapta bırakmayacak, hadsiz mesuliyetede duçar edecektir.</P>
<P>&nbsp;</P>
<P>İlahi! Ya Rabbi senin bize takmış olduğun bu hadsiz, sanatlı, hikmetli, maslahatlı isti’datları, latifeleri, kabiliyetleri, nefsimizin aşk-ı mecazisine şart ettik, zulm ettik, heba ettik, belkide birçoğunu katl ettik. Bizim hatalarımızı afv et ve bizi bu aşk-ı mecaziden kurtar ve bize aşk-ı hakikiyi ve bir mertebe yukarısı olan şefkat mertebesini ver. Biz alamayız liyakatimiz kalmadı ama sen, ihsanı bol, keremi bol, ikramı bol olansın. Bizi nefsimizin aşk-ı mecasine haps etme..</P>
<P>amin</P>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <category>yaşam kaynağı</category>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/ask-i-mecaziden-ask-i-hakikiye/6548576</guid>
        </item>
        <item>
            <title>* EN SEVAPLI ŞEY *</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/en-sevapli-sey/6548565</link>
            <description><![CDATA[<P align=center><IMG src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/989514546886150_1260803845.jpg" width=400 height=467></P>
Hocamız, cennet mekan Efendimiz Mehmed Zahid Kotku hazretleriyle Ankara'da bir ihvanımızın evine gitmiştik. Çankaya'da çok güzel bir evi vardı. Bütün Ankara, misafir salonundan tabak gibi görünüyor, benim şu halıyı gördüğüm gibi Ankara ayaklar altında...Tam Çankaya'nın altında, en güzel yer. Çok geniş salonu vardı. Hocamızı evine çağırdı. Toplantı oldu, herkes kalabalık geldi. Başka bir hocanın dervişi de geldi. Hocamız'a intisaplı değil, başka bir hocaefendiden...Halen sağ, o hocaefendiyi de tanıyorum, ismini söylemeyeceğim. Ama Hocamız'ı çok seviyor. <BR><BR>Hocamız, hocalar güzeliydi. Bembeyaz sakalı, kırmızı yanakları vardı. Heybetliydi, güleç yüzlüydü. Gören : " Kim bu güzel adam?" derdi. O kadar güzeldi. Benim gibi böyle kara yüzlü değildi. <BR><BR>Soruyu soran Bağdat'ta filan okumuş, alim, Diyanet'te hocalık yapan bir kimse, kuvvetli hafız, Kur'an'ı da biliyor: <BR><BR>" Hocam! Şunun sevabı şu kadar, bunun sevabı bu kadar... Bunlardan daha sevaplı bir şey var mı?" dedi. <BR><BR>Benim de hoşuma gitti bu soru, herkesin hoşuna gitti. Adam sevap kazanmak istiyor belli. Sevaplı şeyi soruyor. Hocamız sanki onun sormasını bekliyormuş gibi, ne başını öne eğip düşündü ne tereddüt etti; daha sözünü tamamlarken; <BR><BR>" Evet var!..." dedi. <BR><BR>" Nedir Hocam? " dedi. <BR><BR>Gözleri hazine görmüş bir insan gibi açıldı. Tabii heveslendi. Meraktan, hani tam kalenin önüne top gelmiş, vuruyor; " Gol mü değil mi? " der gibi, o kadar heyecanlı bir şey. Cevap: <BR><BR>" Bir insan tasavvufta zikre çalışırsa, zikre çalışa çalışa kendisinde gelişme olur. Bu gelişmelerin sonunda, bir kere ' ALLAH ' dedi mi, bütün vücudu zerreleriyle beraber hep birlikte ' ALLAH ' der. Bu çaılşmadan sonra, zikir bütün vücuda yayılır. Çalışmalarla gelişe gelişe parmakları zikreder, ayakları zikreder, saçları zikreder, her taraf zikreder...Sonra bir kere ' ALLAH ' dedi mi, bütün zerreleriyle zikreder. İşte bu en sevaplı ameldir. " <BR><BR>--------------------------------------------------------------------------------------- <BR>MEHMED ZAHİD KOTKU - MAHMUD ESAD COŞAN ( Server İletişim ) <BR>--------------------------------------------------------------------------------------- <BR>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <category>yaşam kaynağı</category>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/en-sevapli-sey/6548565</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ben, hiç... </title>
            <link>http://as06.blogcu.com/ben-hic/6503780</link>
            <description><![CDATA[<P align=center><IMG height=484 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/160959512309723_1260129630.jpg" width=483></P>
<P>“Keşke”lerim vardır sandığımda. Kimi zaman ben çıkartırım bir vesileyle. Çıkar çıkmaz da, içimi kanırtır, ruhumu kemirir. Kimi zaman başkası uzatıverir elini sandığıma. Bir hazine bulmuşçasına sarılır ve saplayıverir yüreğime; </P>
<P class=MsoNormal>çeker gider, yüreğimdeki “keşke”yle. Cevap verilemez bir soru, hesap verilemez bir suç, ödenemez bir diyet olarak ve her an yeniden çıkmak üzere, durur bir köşede.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>“Bazen”lerim vardır. Hiç yapmadığım, ama yapmıyorum diyemediğimde, kaçamak bir cevabın içine karıştırdığım. Hep yaptığım, ama yapıyorum diyemediğim cümlelere mahcup bir edayla eklemlediğim. “Bazen”lerim vardır, “hep” olması gerekirken, “bazen” olarak kalan. “Bazen”lerim vardır, bir “asla”ya sahip olacakken, fırsatı kaçırdığım.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>“Belki”lerim vardır, “mutlaka”dan kaçarken sığındığım. Temkinli bir iyimserlikte endişeyle, tereddütlü bir kötümserlikte umutla telaffuz ettiğim. Umutsuzluğun da, umudun da bir önceki durağı. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>“Ben, hiç…”lerim vardır. Bazen bir eksiklik olarak gördüğüm, bazen gururla söylediğim. “Ben bir keresinde” olmasına ramak kalmışken sahip oluverdiğim. Bir yol ayrımında bu yolu değil o yolu seçseydim, “ben, çok…” olacak olan… Kimi zaman beni ben yapan, kimi zaman beni ben olmaktan çıkaran…</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>“Asla”larım vardır ve olmalıdır da. Yeri gelmediği için yapılmadığından değil, her hal ve şartta “asla” olarak kalabilen… Bir inat değil, bir prensip olarak… “Ben var ya ben” büyüklenmesiyle değil, tevazuyu hiç kaybetmeden… “Bazen”lere kurban edilmemiş, “keşke”lere dönüşmemiş, “belki” belirsizliğine düşürülmemiş olarak “Ben hiç…” cümlelerine yerleşebilen “asla”lar…<BR></P>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/ben-hic/6503780</guid>
        </item>
        <item>
            <title>TEFEKKÜR EDEN BİR KALP</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/tefekkur-eden-bir-kalp/6503764</link>
            <description><![CDATA[<P align=center><IMG height=481 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/978438852048258_1260128943.jpg" width=618></P>
<P>Bazen aklımızdan her şey uçup gider. İki kelimeyi bir araya getiremeyiz. Düşüncelerimiz dağılır, zihnimiz alt üst olur, bir anda binlerce şey geçer aklımızdan, fakat damıtıp bir fikre ulaştıramayız, bir cümlenin sınırlarına dâhil edemeyiz onu. Aslında hayat çoğu kez böyle yaşanır. </P>
<P class=MsoNormal>İnsanın diğer karşılığı nisyandır ya, biz unutan varlıklarız. Bazen ne düşündüğümüzü de toparlayamayacak kadar hem de. Aklın hüşyar olabilmesi, her dem e]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/tefekkur-eden-bir-kalp/6503764</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Bir &quot;kul&quot; nasıl &quot;asil&quot; olur? </title>
            <link>http://as06.blogcu.com/bir-kul-nasil-asil-olur/6503706</link>
            <description><![CDATA[<P>"Evet Sevgili insan sen kimsin ki Tanrı'yla çekişmeye kalkıyorsun. Hiç eser kendisini yapan ustayla beni niçin yapıyorsun diye konuşur mu? Aynı topraktan bir çanağı güzel, diğerini değersiz yapmak çömlekçinin elinde değil mi?"</P>
<P class=MsoNormal>Bunlar Augustinus'un, insanın Tanrı'yı eleştirme hakkı olmadığını söylerken aktardığı Pavlus'un Romalılara yazdığı bir mektupta geçen ifadeler. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>İnsanın yaratıcısıyla olan irtibatını böyle görmeyi tercih etmiş Augustinus. Bu ifadeler içinde eleştirilebilecek çok yön var elbette. Öncelikle insan ile yaratıcısı arasındaki ilişki bir usta ile eseri arasındaki ilişkiden mi ibarettir bunu sorgulamak lazım. İkinci eleştiri noktası ise eserden birinin değerli, diğerinin ise değersiz yaratılması meselesi. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen bu soru ve sorunlar halen bazı zihinleri kurcalamaktadır. Netekim insanın yaratılmış olmayı bile kabullenmeyecek bir ego düzeyine çıktığı asırlardan birinde yaşıyoruz. Bu ego düzeyi tarih boyunca zaman zaman zirve noktalarda yaşanmıştır. Bu zirvelerin en tepesinde de hep tanıdık isimler vardır zaten. Bakınız Firavun, Nemrut, Ebu Cehil vs..</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Yaratılmış olmayı zül kabul eden ve kendisine yaratana isyan etmeyi telkin eden bu egoizm düşüncesi, Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişkiye değinilmesini zorunlu kılmaktadır. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>İnsana bir hediye olarak verilen iradenin amacı dışında ve aşırı bir şekilde istimal edilmesi ile ortaya çıkan bir sapkın durum sözkonusudur burada. Zira insan en zayıf bir yapıda olmasına rağmen, kendisine verilen küçük iradenin ve içine üflenen ulvî ruhun dayandığı kaynak yönüyle ve bunun etkisiyle kendini olduğundan daha büyük görmekte ve dolayısıyla bir his yanılgısına düşmektedir. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Halk arasında "küçük tepeleri ben yarattım" şeklinde tasvir edilen ruh hali buna en iyi örneklerden biridir. Bu çerçevede kibirin de "şeytanın en sevdiği günah" olarak meşhur olması manidardır.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Burada öncelikle insanın yaratılış itibariyle genel yapısını inceleme altına almak gerekmektedir. Daha sonra yine Augustinus'a yönelik eleştirilerimizi sıralayabiliriz. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Risale-i Nur gibi çeşitli kaynaklarda insanın yaratılış itibariyle aciz ve zayıf olduğu ifade edilmektedir. Burada insan yaratıcısı ile bu acizliği, fakirliği ve zayıflığı nisbetinde yakınlık kurmakta ve O'na sığınmaktadır. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Doğrusu şu ki insan gerçek manada aciz ve zayıftır. Binlerce arzusu ve ihtiyacı olduğu halde, daha dünyaya geldiği ilk günden itibaren hep başkalarına muhtaç bir görünüm arzetmektedir. İlerleyen yaşlarında kendi ayakları üzerinde durmayı başardığı hengâmda ve benlik bilincinin zirveye yükseldiği dönemde dahi nefsinden ileri gelen binlerce ihtiyacını karşılamakta zorlanmakta ve "ancak elinin uzanabildiğine" sahip olabilmektedir. Yine aynı şekilde dünyayı yönettiğini iddia eden insan gözle görünmeyen küçücük bir mikropa mağlup olabilmekte, aynı şekilde afetler, hastalıklar, belalar, kazalar ve musibetler hep insanları içinden çıkılması güç ve acınası bir acziyete sevketmektedir. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Milyarlarca yıldız ve gezegenlerin kontrolü insanın elinde olmadığı gibi, dünyanın kontrolü de insanın elinde değildir. Aynı şekilde insan kendi bedeninin içindeki herhangi bir hücreyi dahi sevk ve idare edecek yeteneğe sahip değildir. Dolayısıyla ne kendi içinde, ne kendi dünyasında ne de kainatın herhangi bir noktasında bir tasarrufu olduğu gibi, bunlara müdahale ve yönlendirme şansı da bulunmamaktadır. Yani bir gezegen hatta dünya hasbelkader yörüngeden çıkacak olsa insanın elinden birşey gelmeyecektir. Bu handikapı insan hayatının her alanında gözlemlemek mümkündür.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>En güçlü görünen insan dahi kendi zaaflarının farkındadır, bunun için kendiyle başbaşa kalması anlamaya yetecektir. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Şimdi bu şekilde aciz ve zayıf bir yapıya sahip olan bir insanın aynı şekilde asil bir duruşa sahip olabilmesi için birşeyler yapması gerekmektedir. Aksi halde herkese el açan, boyun büken ve bu sebeple sürekli ezik olan bir insan portresi ortaya çıkacaktır ki bu da insaniyet bakımından hoş bir durum değildir. İşte bu noktada insanın yaratıcısı ile olan ilişkisi gündeme gelecektir ki bu ilişkinin ana teması insanın acziyeti sebebiyle kendisini yaratan Allah'a dayanması ve Allah'a dayanmakla birlikte başka hiçbir şeye boyun eğmemesi olarak özetlenebilir. Böyle bir duruşla insan, kainatta hiçbir şey karşısında ezik duruma düşmeyen ve sadece kendisini yaratana karşı eğilen bir tutum sergileyecek ve "Hür ve asil bir kul" olacaktır. Bu sebeple "Allah'a kul olan başka hiçbir şeye kul olmaz" denilmektedir. İşte bu ruh hali aciz ve zayıf olan insanın durabileceği en dik duruştur. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Hemen buradan filozof Augustinus'un görüşlerine de değinebiliriz. Augustinus insanın yaratıcısını eleştirme hakkı olmadığını çünkü aralarında bir usta-eser ilişkisi bulunduğunu ifade ediyor. Bir eser ustasını eleştirebilir mi hiç?</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>İlk bakışta mantıklı gelebilecek bu önermede temel bir hata var. Şöyle ki herhangi bir usta eserini yaparken ona kendi kuşatıcı iradesinden bir parça yahut yüce ruhundan bir ruh vermiyor. Dolayısıyla Yaratıcı ile insan arasındaki ilişkide bir usta ile eseri arasındakinden çok daha farklı bir durum söz konusudur. Çünkü Yaratan insana kendinden özellikler vermiş ve bunları kendisini tanıması, bilmesi, iman ve ibadet etmesi için hediye etmiştir. Neticesinde de ona mutlak saadeti vaadetmektedir. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Augustinus'a yöneltilebilecek diğer bir eleştiri de Allah'ın yarattığı insanlar arasında yaratılış bakımından bir değer tasnifinde bulunmasının söz konusu olmadığıdır. (Zira Augustinus başta da belirttiğimiz gibi bir ustanın kendi eserleri arasında kimini daha az değerli şekilde yapabilme iradesinden bahsetmektedir).</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Gerçek şu ki; Kur'ân-ı Kerim'de yaratılan insanlar arasındaki tek üstünlük belirtisinin takvadan ileri gelebileceği ifade edilir. Takva ise en genel manada hayatında Allah'ın rızasını gözetmektir. Dolayısıyla Allah için insanlar arasında değer sıralaması ancak bu şekilde yapılabilir. Bu durumun diğer ilahi dinlerde de benzer şekilde olduğu görülür.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Neticede insanın Yaratıcısını eleştirme gibi bir durumu Augustinus'un da ifade ettiği gibi yoktur. Ancak bu durum insanın çaresizliğinden değil bilakis Yaratıcısı karşısında şikayet edecek bir durumda olmayışından kaynaklanıyordur. Çünkü o yokken var edilmiş ve bütün nimetler ayaklarına serilmiştir. Ayrıca yaratılma hikmetlerine uygun yaşadığı takdirde hesapsızca nimetlendirilmek ve mutlak saadeti elde etmekle müjdelenmiştir. </P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Bu bakımdan insan için yaratılmış olmak, şahsında bulunan acziyet ve fakrını kendini yaratanın gücü ve kudretine dayanarak gidermek imkanı sunmaktadır. Yani insan için yaratılmış olmak zül olmaktan öte, asil ve dik duruşunun en sarsılmaz teminatıdır.</P>&nbsp;<BR>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <category>yaşam kaynağı</category>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/bir-kul-nasil-asil-olur/6503706</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Aşka kör, nimete nankör olmamalı</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/aska-kor-nimete-nankor-olmamali/6503581</link>
            <description><![CDATA[<P class=MsoNormal>Aşk söz konusu olduğunda kalp ile aklın ezeli bir savaşı gündeme gelir. Âşık olup hicran ve acı çekmek mi, yoksa hiç riske girmeden, acılı ve dolambaçlı gönül labirentlerine girmeden sade bir hayat yaşayarak terk-i diyar eylemek mi daha doğru?</P>
<P class=MsoNormal align=center><IMG height=319 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/397155228088493_1260113658.jpg" width=430></P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Ben merkezli, haz odaklı bir hayata talip olanlar -tıpkı hedonistler gibi- hayatlarının mutlak amacını haz olarak belirlemişlerdir. Bunlar hazza o denli saplanmışlardır ki; eğer hazza giden bir yol üzerinde acılı duraklar var ise, asla o yola tenezzül etmezler. Bunlar pasif hazcı olarak isimlendirilirler. Bu türden insanlar için aşk bile, eğer acı ihtimali varsa tercih edilecek bir şey değildir.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Her şey bir yana aşk haddi zatında acıyla yoğrulmuş bir hamur gibidir. Özellikle mecazi manada aşk yoluna giren kişi, bu acılı hamuru yemeye talip olmuştur bir kere. Ondan sonra ise öyle bir hale gelir ki; kendini aşk acısından “ah-u vah” edip diğer yandan ise bu belanın kendisinden asla kaldırılmamasını niyaz eder bir halde bulur. Bunlar aşka müpteladır.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Hem hayat hiç de hedonistlerin iddia ettikleri gibi hazlarla örülü değildir. Mutlak mutluluk ve mutlak güzellikler dünya metaı değillerdir. Adeta bu cevherlerden dünyada bulamazsınız. Bin yıl boyunca Ferhat’ın dağları deldiği gibi delseniz her yeri, yine de mutlak rahat ve mutluluğa dünya şartlarında erişemezsiniz. Bu sanki ilâhi bir kural gibidir.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Sayısız acziyet ve ihtiyaçlar ile bezenmiş insanın hassas kalbi elbette dünyada da tatmin olmayı istemektedir. Her kalp, atışının karşılığında bir yankı duymak ister. Kendi kalbine mukabil bir kalp bulduğu zaman ise kendini mutlu hisseder. Ancak sonra herhangi bir zeval halinde yeniden ümitsizliğe ve hüzne gark olur. İşte insan bu şekilde hayatı boyunca sayısız kalp kırıklığı ve meyusiyetler içinde döner durur. Bazen bunlar öyle ayyuka çıkar ki, insanda depresyon denen hale sebep olur. Gerçek şu ki modern çağın insanlarının çoğunluğu da depresyondadır.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Kalbimiz âşık olmayı, aşk girdabına kapılmayı arzuladığı ölçüde, aklımız yahut daha hedonist yanlarımız bize dur demek ister. Bu savaştan çoğunlukla kalp galip çıkar. Akla galebe çalan kalp ise hemen ardından aşka teslim bayrağını çeker ve onun güdümüne girer. Aşk rüzgârları da insanı bir oraya bir buraya savurur durur. Bir kalp aşka açıldıysa eğer, ebediyen kanar. Ya kalbini hiç aşk-ı mecaziye açmayacaksın ya da sonuna kadar kanayacaksın…</P>
<P class=MsoNormal>***</P>
<P class=MsoNormal>Seçenekler sahiden bu kadar az mı?</P>
<P class=MsoNormal>Aslında değil.</P>
<P class=MsoNormal>Aşk başlı başına büyük bir nimet olarak insana sunulmuştur. Tıpkı diğer hislerimiz gibi aşk da insandaki istidatlardan biridir. Her kabiliyet her insanda aynı oranda ortaya çıkmadığı gibi aşk istidadı da herkeste aynı oranda tecelli etmez. Bir de onu hakkıyla yaşamak ve hakkıyla bilmek gerekir. Aşka layık olmak ve aşkı layık olana sunmak demektir aynı zamanda bu.</P>
<P class=MsoNormal>İnsan her şeyin başında kendini tanımalıdır. Bütün mutlulukların temelinde kendini doğru tanımak koşulu vardır. Eğer kendimizi tanır ve duygularımızı doğru analiz edersek o zaman bize verilen hisleri, duyguları bize zarar vermeyecek yönde kullanabiliriz.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Kim nefret dolu bir dünyada yaşamak ister ki? Kim sevgisiz kalmayı arzular ki? Ve kim aşkın olmadığı bir diyarda bir an dahi olsa durmaya razı olur ki?</P>
<P class=MsoNormal>Bu sorulara hangi birimiz “Ben” diyebiliriz? O halde kimse aşkı yadsımaya, dışlamaya, yok saymaya kalkmasın. O vardır ve gerekli olduğu için vardır. Tıpkı insana verilen diğer bütün duygular gibi.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Evet, aşk acıtır, acı verir çoğu zaman kanatır insanı ama bu bizatihi aşkın suçu değildir. Bu olsa olsa hedonist insanların suçudur. Bir kere ben merkezli bir insan asla âşık olamaz, aşka yaklaşamaz. Zira o kişi kendi egosuna öyle saplanmıştır ki gözü başka hiçbir şeyi görmez. İşte bu sebepledir ki tasavvuf yoluna girmek isteyenlerde aranan en birinci özellik “aşk istidadıdır”. Bu belki bir çile yoludur insan için ama doğrudan yahut dolaylı herkes bu yola zaman zaman girmektedir. Hayatı aşka uğramayan “insan” ise gerçekte neredeyse yok gibidir.</P>
<P class=MsoNormal>Kişi kendini tanıdıkça hırslarından, egosundan vazgeçer. Çünkü mutlak mutluluğun bunlarda olmadığını anlayacaktır. İşte o zaman, gerçek manada arındıysa eğer, aşka layık ve muvafık hale gelebilir. Böyle bir arınmışlığa sahip olanlar ise aşkta ne acı verir, ne de acı görürler. Çünkü arınmış bir ruha sahip olan insan, aşkın netice verdiği bazı ben merkezli duygulardan da arınarak, aşkın bir üst mertebesi olan şefkat iklimine girebilir. İşte şefkat güneşinin altında açan aşk çiçeği etrafa yaydığı ebedi rayihası ile kendisine müptela olan gönülleri mesut eder.</P>
<P class=MsoNormal>Demek ki tıpkı Fuzuli’nin de şiirlerinde ifadesini bulduğu gibi “Aşka istidat” gerekir. Onu kirli ellerinde bulunduranlar ise aşkı sanki pis ve mülevves bir meta gibi gösterebilirler. Ama elmas çamura düştüğünde değerini yitirmediği gibi, aşk da layık olan ve layık olduğu kalbe girdiğinde bir elmas gibi parıldar ve değer kazanır.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Kalbinde böylesi bir aşkı barındıran insan elbette hakiki mutluluğu hissedecek ve bir daha hedonist hazların peşinde koşmayacaktır.</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>
<P class=MsoNormal>Aşkın en büyük özelliklerinden biri olan ebediliği anlayamayan bir insanın ise “âşık oldum” demesi komikliktir. Ebediyete inanmayan aşka inanamaz zira. Ebedi olmayan bir aşk, aşk değil ancak hevesattır. Ebedi olan aşk ise, herhangi bir kayıt ile mukayyet olamaz. Ebediyet kayıt altına alınamaz çünkü. Demek ki aşkları karşılığından şart öne sürenler, aslında hevesatlarının peşinden koşmaktan başka bir iş yapmıyorlardır.</P>
<P class=MsoNormal>Basit hevesler ise basit insanların işidir. İnsan ise basit olmayacak kadar yüksek değerde yaratılmış ve olağanüstü duygularla bezenmiştir. Zahirde aciz, zayıf, muhtaç görünen insanoğlu ise kendisini var eden Mutlak Kudret ile muhatabiyeti ölçüsünde değer kazanır ve bu mertebesinde artık basit heveslere zerre kadar yer yoktur.</P>
<P class=MsoNormal>***</P>
<P class=MsoNormal>Dünya hayatını çekilmez kılan da hep basit heveslerimiz değil mi? Belki bu sebeple insaniyet aşkı kaybetti. Aşka olan istidadını kaybedince, hayat damarları kurudu. Meşhurdur; “dünya bile aşk ve muhabbet ile döner” denilir. Aşk ve muhabbet ise hayatımızdan çekilince dünya adeta durmuş gibi bir hâl alır. Çok kan, çok irin ve çok haz vardır dünyada ama bunların hiçbiri insanın kalbini tatmin etmez.</P>
<P class=MsoNormal>Aşk konusunda şüpheye düşen ve bu hususta aklıyla mücadele edenler, en baştan kendilerini tanımalı, aşka olan istidatlarını keşfetmelidirler. Kendini anlama ve arınma neticesinde açığa çıkan aşk ile ve şefkat ile hak ettiği değeri ve mutluluğu kendiliğinden bulacaktır. Yeter ki aşka kör ve nimete nankör olmasın…</P>
<P class=MsoNormal>&nbsp;</P>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/aska-kor-nimete-nankor-olmamali/6503581</guid>
        </item>
        <item>
            <title>ayetlerde kişisel gelişim‏</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/ayetlerde-kisisel-gelisim/6499193</link>
            <description><![CDATA[<STRONG>Binlerce yıllık insanlık birikiminin, tüm kişisel gelişim kitaplarının toplamının zerresi bile olamayacağı muhteşem kitap, Kur'an-ı Kerim'den, kişisel gelişime yönelik (bazı) notlar:<BR><IMG height=450 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/848072944598501_1260041105.jpg" width=600><BR></STRONG><STRONG>İsra&nbsp;&nbsp;&nbsp;37:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kibirli olma, alçak gönüllü davran. <BR>Müddesir 1-5:&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kendini fazla abartma. <BR>Tekvir 25-27:&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma. <BR>Bakara&nbsp;156:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından</STRONG>&nbsp;<STRONG>çıkarma. <BR>Beled 5-6:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp; Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme. <BR>Hucurat 10:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden</STRONG>&nbsp;<STRONG>uzaklaştırma. <BR>Muhammed 7:&nbsp;&nbsp;&nbsp; İyiliği karşılık beklemeden yap. <BR>Rum 21:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster. <BR>Vakıa 83-87:&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş. <BR>Bakara 263:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme. <BR>Furkan 63:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine öfkenin dinmesini bekle. <BR>İnşirah 1-3:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle. <BR>Maun 4-5:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart. <BR>Mücadele 7:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma. <BR>Rahman 7-9:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çıkarcı olma. Adil davran. <BR>Tekasür 1-2:&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme. <BR>Tevbe 40:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma. <BR>Fatır 19-22:&nbsp;&nbsp;&nbsp; Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları</STRONG>&nbsp;<STRONG>görüp rahatla. <BR>Fecr 27-28:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var. <BR>Hakka 33-35:&nbsp;&nbsp; Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme. <BR>Haşr 10:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol. <BR>Kalem 1-2:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların</STRONG>&nbsp;<STRONG>yararına kullan. <BR>Münafıkun 4:&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bencil olma, tebrik etmeyi bil. <BR>Saff 2:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yalandan uzak dur. <BR>Yusuf 32-33:&nbsp;&nbsp; Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına</STRONG>&nbsp;<STRONG>izin verme. <BR>Ankebut 41:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma. <BR>Al-i İmran 92:&nbsp; İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir</STRONG>&nbsp;<STRONG>ihtiyaçtır, asla unutma. <BR>En'am 50:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme. <BR>En'am 60:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın. <BR>Felak 1-5:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç. <BR>Hacc 46:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama. <BR>İbrahim 42:&nbsp;&nbsp;&nbsp; Merhametli olmaktan asla vazgeçme. <BR>İsra 23:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Anne ve babana 'off' bile deme. <BR>Nisa 149:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kendini sürekli övmekten uzak dur. <BR>Yunus 12:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vazgeçilmez olmadığını kabul et. <BR>Enfal 56:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma. <BR>Furkan 43:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Heveslerini kendine ilah edinme. <BR>Necm 3:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnanma duygunu diri tut. <BR>Nisa 58:&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme. </STRONG><BR>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/ayetlerde-kisisel-gelisim/6499193</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Gençken Yapılacak 100 Şey</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/gencken-yapilacak-100-sey/6455601</link>
            <description><![CDATA[<BR>
<P align=center><IMG height=500 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/188518472099623_1259352306.jpg" width=500></P>

<STRONG></STRONG>
&nbsp;
Gençlerin heyecandan dizlerini titretecek, kaçırılmayacak bir kampanyanın reklamı yapılıyor her yerde… “Gençken Yapılacak 100 Şey”. Ne kadar çılgınlık varsa durmayın yapın… Haydi durmayın… Marjinal olun… Kabınıza sığmayın… Zirâ siz gençsiniz; çıldırın… Hayatı doyasıya yaşayın… Zevk alın… Gezin, tozun… Gaza gelin… Ayaklarınız yere basmasın uçun… Ha! Bu arada yaptığınız tüm bu çılgınlıkları tescilleyerek videosunu çekin, yayımlayalım… En çılgın olanınız… Büyük ödülü kazansın…<BR><BR>Bu arada varlığınızın ve hayatın amacını sorgulamayın… Sosyal projelerde yer almayın… Sorumluluk duymayın… Nasıl olsa birileri sizin yerinize düşünür… Siz gençsiniz çılgınlıklar yapmaya bakıp, gününüzü gün edin…<BR><BR>Gençlere yönelik alternatif bir kampanya da bizden…<BR><BR><STRONG>1. Nasıl yaratıldığını ve seni kimin yarattığını bir düşün.<BR>2. Varlığının ve hayatın amacını sorgula.<BR>3. Dünya hayatının kısalığını anla.<BR>4. Ölüm gerçeği ile yüzleş.<BR>5. Ölümün yaşının olmadığını bil. Gençliğine güvenme.<BR>6. Ölüm sonrasında ne olacağını düşün.<BR>7. Sana verilen sınırlı ömrü nasıl kullanacağın ile ilgili seçimini yap.<BR>8. Dinini öğren.<BR>9. Dinî ve insanî sorumluluklarının bilincinde ol.<BR>10. İbadetlerinde gönülden ve titiz ol.<BR>11. Allah’ı çok an.<BR>12. Dua et.<BR>13. Sadece kendin için değil tüm insanlar için de dua et.<BR>14. Tövbe et.<BR>15. Hatalarından pişmanlık duy.<BR>16. Ahlaklı ve faziletli ol.<BR>17. Aklını işlet.<BR>18. İhlâslı ol.<BR>19. Güvenilir ol.<BR>20. Fedakâr ol.<BR>21. Çalışkan ol.<BR>22. Öldürme.<BR>23. Çalma.<BR>24. Faiz yeme.<BR>25. Yalan ve hileden uzak dur.<BR>26. Zarafet sahibi ol.<BR>27. Gıybet etme.<BR>28. İnsanların kusurlarını arama.<BR>29. Hüsnü zanda bulun.<BR>30. Hataları örtücü ol.<BR>31. Hakkı ve adaleti gözet.<BR>32. İnsaflı ol.<BR>33. Şahitlikten kaçınma.<BR>34. Çirkin işlerden ve fenalıklardan uzak dur.<BR>35. Nefsine hâkim ol.<BR>36. Namuslu ve şerefli ol.<BR>37. Hayâ sahibi ol.<BR>38. Tevazu sahibi ol.<BR>39. Güzel düşünüp güzel davran.<BR>40. Helal ve Haramı gözet.<BR>41. Boş ve lüzumsuz söz ve davranışlardan uzak dur.<BR>42. Hayırlı işlerde yarış.<BR>43. Güzel söz konuş.<BR>44. Güler yüzlü ol.<BR>45. Hayrı, iyiyi ve güzeli tavsiye et.<BR>46. Sev.<BR>47. Sevil.<BR>48. Kin gütme.<BR>49. Özrü kabul et.<BR>50. Öfkelenme.<BR>51. Kibirlenme.<BR>52. Affet.<BR>53. Şefkatli ol.<BR>54. Barışı esas al.<BR>55. Hoşgörülü ol.<BR>56. Sabret.<BR>57. Tevekkül et.<BR>58. Kanaatkâr ol.<BR>59. Sözüne sadık ol.<BR>60. Dünya hayatının geçici zevklerine kapılma.<BR>61. Yetimi, öksüzü, ihtiyaç sahibini gözet.<BR>62. Yaptığın iyilikleri başa kakma.<BR>63. Darlık anında dahi malından hayır yolunda harca.<BR>64. Cömert ol.<BR>65. Paylaş.<BR>66. Yardımlaş.<BR>67. Cesur ol.<BR>68. Tedbirli ol.<BR>69. İsraf etme.<BR>70. Ailen ve akrabalarını gözet.<BR>71. Komşularınla iyi ilişkiler kur.<BR>72. Kadir-Kıymet bil.<BR>73. Vefakâr ol.<BR>74. Dinine, vatanına, milletine hayırlı bir insan ol.<BR>75. Kendini geliştir, yetiştir.<BR>76. İnsanlık meselelerine karşı duyarlı ol.<BR>77. Müslüman kardeşinin derdini kendine dert edin.<BR>78. Sadece kendin için değil, tüm insanlık için faydalı işler yapmaya çalış.<BR>79. Varlığı zorunlu ve her türlü övgüye lâyık olan,<BR>80. Eşi ve benzeri olmayan,<BR>81. Mülk ve yönetimin sahibi olan,<BR>82. Her şeye gücü yeten,<BR>83. Yaratan, var eden,<BR>84. Rahman ve Rahim Olan,<BR>85. Affeden ve hataları bağışlayan, tövbeleri kabul eden,<BR>86. Her şeyi gereğince bilen,<BR>87. Her şeyi gereğince gören, işiten,<BR>88. Her şeyi çepeçevre kuşatan,<BR>89. İyilik ve lutfu sonsuz olan,<BR>90. Böylesi yaşamaya elverişli bir dünya ve içinde çeşit çeşit canlılar yaratan,<BR>91. Her sabah yeni bir günü yaratan ve seni yaşatan,<BR>92. Görmeni, işitmeni, hissetmeni nasip eden,<BR>93. Yürüyecek ayaklarını, iş görecek ellerini yaratan,<BR>94. Barınacak bir yuva, yiyip içilecek rızıklar veren,<BR>95. Hastalandığında sana şifa ulaştıran,<BR>96. Dertlendiğinde deva ulaştıran,<BR>97. Dualarına karşılık vererek kulu için en hayırlısını dileyen,<BR>98. İyi ile kötüyü ayıracak akıl veren,<BR>99. Sevmeyi, sevilmeyi mümkün kılacak kalp veren,<BR>100. Rabbine şükret…<BR><BR></STRONG>Bu maddeleri gözetip yerine getir… Nasıl olsa tüm yaptıklarını gören ve tüm bunların videosunu çekerek kayıt altına alan biri var… Haydi durma! Seni sonsuz mutluluğa ulaştıracak, gerçek kampanyaya katıl…Büyük ödül seni bekliyor…]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/gencken-yapilacak-100-sey/6455601</guid>
        </item>
        <item>
            <title>tasavvuf nedir</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/tasavvuf-nedir/6377509</link>
            <description><![CDATA[<P><B></B>&nbsp;</P>
<P><B>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </B><B><IMG height=500 src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/a/s/0/as06/931511162248766_1258146073.bmp" width=429></B></P>
<P><STRONG>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tasavvuf Nedir?&nbsp;</STRONG></P>
<P>Cerîri (k.s)'ye göre tasavvuf; "Güzel huy edinme, kötü huydan kaçınmadır."</P>
<P>Cüneyd (k.s)'e sorulmuş; "Nefsinden fâni olman, Hak ile bekâ bulmandır." Yine Cüneyd (k.s), "Tasavvuf, sulhu olmayan bir mücahededir" demiştir. </P>
<P>Mekkî (k.s)'ye sorulmuş; "Kulun her vakitte, o vakit içinde işlenmesi en uygun olan amelle meşgul olmasıdır" diye cevap vermiştir.</P>
<P>Kettâni (k.s) "Tasavvuf ahlâktır, ahlâken senden önde olan tasavvuf bakımından da önde olur" derken; Müzeyyin (k.s); "Tasavvuf Hakk'a boyun eğmektir" diyor. Rûzbârî (k.s); "Tasavvuf, kovsa dahi sevgilinin kapısında diz çökmek ve oradan ayrılmamaktır" demiştir. Prof Dr. Mahmud Es'ad Coşan Efendi Hazretleri (r.a) ise şöyle buyurur:</P>
<P>"Tasavvuf, ilimlerin en şereflisi, en önemlisidir. Zirâ fıkhu'l kalptir, bâtının fıkhıdır. Kur'an'dır, Kur'an'ın özüdür, İslâm'ın özüdür. Peygamber (s.a.v) Efendimizin sünnetidir. Peygamber Efendimizin ahvâlidir, ahlâkıdır, işin perde arkasındaki mâhiyetidir."</P>
<P>Tasavvuf; Resûlullah&nbsp; Efendimiz'in hayâtını yaşama çabası, şeriatin hayâta uygulanma özlemidir. Dînî vecibelerin samimiyyetle edâsı, îmân esaslarının sîneye sindirilmesidir. İslâmın aslı, özü ve rûhudur. İbâdette ihsân makâmıdır. Lâf değil iş, kâl değil hâldir. Gaflet, cehâlet ve hurâfe değil ilim-irfan ve âgahlıktır, gönül uyanıklığıdır.</P>
<P>Tasavvuf da, Tefsir, Hadis, Kelâm, Akâid ve Fıkıh gibi şer'î bir ilimdir. Kur'an'dan ve hadisten alınmıştır. Fıkh-ı zâhire mukâbil, fıkh-ı bâtın ve ilm-i ahvâl-i kalp ve tezkiye-i nefstir.</P>
<P>Tasavvuf, nefsi terbiyedir, sağlam irâdedir, güzel ahlâktır, sâlih ameldir. Tembellik, miskinlik ve âtıllık değildir. Çünkü İslâm âleminde en büyük liderler, aksiyonerler ve mücâhidler bu mutasavvıflar içinden çıkmıştır. Din âlimlerimizin ekseriyeti veli ve tasavvuf lideriydiler. Emparyalistler, hâlâ en çok mutasavvıflardan çekinirler.</P>
<P>Tasavvuf, Allâh'ın (c.c) rızâsını kazanma yoludur ve mutasavvıf da iyi müslüman, gerçek mü'min, hâs ve hâlis kul demektir."</P>
<P>Tasavvuf; Hakk'ın hoşnudluğunu kazanmak ve ebedî saadete ermek için nefisleri temizleme, ahlâkı tasfiye, zâhir ve bâtını tenvîr, sûret ve sîreti tezkiye hâllerinden bahseden bir ilimdir.</P>
<P>Tasavvufun mevzûu Marifetullahtır. Güzel ahlâk ve tahakkuktur. Yani, tasavvufu, öğrenmek ve yaşamak olarak ifade edebiliriz. Şöyle de diyebiliriz: Tasavvuf, kalbde pencereler açmak ve onu aydınlatmaktır. Gönülde her cânib bâb olursa, gönül O'ndan başkasıyla meşgul olmaz ve vuslatın tahakkuku da buna bağlıdır. Zîrâ tasavvuf, hâl ilmidir, zevkan bilinen bir ilimdir.</P><BR>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <category>yaşam kaynağı</category>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/tasavvuf-nedir/6377509</guid>
        </item>
        <item>
            <title>&amp;#39;&amp;#39;gel&amp;#39;&amp;#39; desen</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/gel-desen/6361847</link>
            <description><![CDATA[<p align="center"><b><i>&nbsp;<img border="0" src="http://img03.blogcu.com/images/a/s/0/as06/kalpp_1257799019.jpg" /><br /></i></b></p><p align="center"><b><i>"gel" desen gelirdim <br />gittiğin uzak da bendim <br />dağ gibi bir ihanetten d&uuml;şt&uuml;m <br />bu kendime son gelişim <br /><br />&ouml;l&uuml;mbaz &ouml;p&uuml;şler kusuyorum ceplerime <br />kendimi su&ccedil;&uuml;st&uuml; yakalıyorum <br />ve kentsizliğimin isimsizliğini <br />Araz'a uyak d&uuml;ş&uuml;yorum <br />g&ouml;zlerime senden d&uuml;şler s&uuml;r&uuml;yorum <br />ıslak bileklerim kan bayr..... yatıyor <br />bana en b&uuml;y&uuml;k tehdit yine ben oluyorum.. <br /><br />sonra bir durağa yaslanıyorum <br />sonra bir kente <br />ve sen gidiyorsun <br />ben kanıyorum <br />diyorlar ki; kendini dinleme hi&ccedil;bir şey s&ouml;ylemiyorsun..<br />oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun ..<br /></i></b><br /><br /><b><i><br />bu kentte her yağmur kendini ağlar <br />aklıma d&uuml;şsen yalnızlık oluyorum <br />ağzımdaki uykudan &ouml;pm&uuml;yorsun nicedir <br />nerde kimi &uuml;ş&uuml;yorsun <br />artık kendini yakan bir ateşim <br />kendimize birbirimizden d&uuml;şler yapamıyoruz<br />şimdi boş duraklara yaslanıyorum <br />boş kentlere <br />oysa "gel" desen gelecektim <br /><br />yeni utan&ccedil;lar biriktiriyorum eski g&uuml;nahlarıma <br />c&uuml;zamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben <br />kirli s&ouml;zlerimi temize &ccedil;ekme <br />oysa "gel" desen gelecektim <br /><br />g&ouml;zlerim ihanete ihbar taşıyor ..<br />kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına <br />s&ouml;z&uuml; namluna s&uuml;rmelisin şimdi <br />en yaralı yanımdan vurmalısın beni <br />&ccedil;&uuml;nk&uuml; u&ccedil;mak d&uuml;şmeyi g&ouml;ze almaktır ..</i></b><br /><br /><b><i>susuşuna kan d&ouml;k&uuml;yor g&ouml;zlerim <br />sen g&ouml;z&uuml;ne &ccedil;iğ ka&ccedil;tı sanıyorsun <br />oysa bilmelisin Araz'ım <br />kimsenin i&ccedil;i g&ouml;r&uuml;nmez <br />ve hi&ccedil; bulamadıklarını <br />asla yitiremezsin <br />bak şimdi aramızda sessiz kalıyor <br />s&ouml;ylenecek b&uuml;t&uuml;n s&ouml;zler<br /><br />her sabah akşam oluyorsun <br />alnından ellerine damlıyorsun <br />y&uuml;z&uuml;ndeki yağmurla iniyorsun kente <br />i&ccedil;ine dert oluyorsun kentin <br />dışına yağmur <br />y&uuml;reğinde dağılıyor kristal şehirler <br />duvarların kan &ouml;ks&uuml;r&uuml;yor <br />ve sen <br />başkalarının g&ouml;zlerini <br />y&uuml;z&uuml;mde aramamayı &ouml;ğreniyorsun <br />beni bir durağa yaslıyorsun <br />beni bir kente <br />gidiyorsun <br />oysa "gel" desen gelecektim <br /><br />biliyorum Araz'ım <br />insan kendini bulmamalı, hep aramalı <br />gittiğin yerden başlıyorum &ouml;yleyse <br />gece cinnetlerimi de alıp yanıma <br /><br />denize bakmayı bilmeyenler <br />bir g&uuml;n mutlaka boğulur ..<br />işte bundandır g&ouml;zlerinden ka&ccedil;ışlarım ..<br /><br />&ouml;mr&uuml;mden d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m sol anahtarlarına takılıyorum hep <br />ve hayat y&uuml;kl&uuml; kamyonlar ge&ccedil;iyor &uuml;st&uuml;mden ..<br /><br />hadi bana en militan kelimelerle saldır <br />batır i&ccedil;ime c&uuml;mlelerini <br />beyhude bir dehşet bırak bana<br />hak ediyorum ..<br /><br />gizlilikten &ouml;lmek &uuml;zere olan bir akrep sızıyor i&ccedil;ime <br />can kaybından &ouml;l&uuml;yorum ..</i></b><br /><br /><b><i>yorgun s&ouml;ylentiler kanıyor solgun yaralarımdan <br />kırılır mı bilmem h&uuml;zn&uuml;mde taşıdığım kin <br />kinim kendime <br />susuşum sana <br />k&uuml;s&uuml;ş&uuml;m t&uuml;m d&uuml;nyaya ..<br /><br />&uuml;st&uuml; kalsın ihanetimin..<br />"gel" desen gelecektim<br /><br />yine bir tren ge&ccedil;iyor i&ccedil;imden <br />sen kesiliyorum g&uuml;l&uuml;ş&uuml;m&uuml;n karşılığı <br />sa&ccedil;ların bir r&uuml;zgarın &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; taşıyor <br />s&uuml;sle beni ey aşk <br />ge&ccedil;tiğin yerleri &ouml;p&uuml;yorum <br /><br />kirpiğinden yapılma bir darağacına <br />geceyi asıyorum <br />yoksun <br />bu yağmurlar ıslatmıyor beni <br />bir durağa yaslanıyorum sensiz <br />gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum <br />"gel" desen gelecektim oysa ..<br /><br />i&ccedil;ine her d&uuml;şen <br />kendi keşfi sanıyor seni <br />oysa sen <br />melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin<br />ve kendini acıtmak istiyorsun <br />ama g&uuml;ller kendine batamaz <br />bilmiyor musun ??<br />"gel" mi diyorsun ..<br /><br />herkes kendi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;ne bakar <br />peki hayatın r&uuml;zgarında kime yelkeniz ?<br />kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu <br />hadi en kanadığımız yerden susalım ..<br />"gel" desen gelirdim <br />"git" dedin ve gittin<br /><br />Aşka... <br />R&uuml;zgara... <br />Ayrılığa... <br />Zamana... <br /><br />eyvallah.!!</i></b></p>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/gel-desen/6361847</guid>
        </item>
        <item>
            <title>İSTİFLENMİŞ YALNIZLIK</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/istiflenmis-yalnizlik/6355594</link>
            <description><![CDATA[<h1><i>Y&uuml;z&uuml;n&uuml;ze h&uuml;z&uuml;n her yakıştığında, yalnızsınızdır. Sebebini bilmeden,soluklarsınız geceyi ve tam ortasında sessizliğin sesini. Akreple yelkovan arasında ilerlerken dakikalar, hummalı bir geceye yelken a&ccedil;an, o geniş ufkun sahibisinizdir. Gece ilerledik&ccedil;e, n&ouml;betler ağırlaşır, g&uuml;neş koyulaşır&hellip; <br /><br />Hayat,pusuya yatmış ka&ccedil;ıncı yitirilişin intikamını aldığını bilmeden sancılıdır zamana.Yorgun d&uuml;nya d&ouml;nmeye devam eder.Yitirilişe bırakılmış cam kırıklarına inat, ısmarlanmamış bir sonsuzluğa atılan ilk adımdır bu. <br /><br />B&uuml;t&uuml;n iyi niyetlere, keşkeler den, belkiler den sıyrılmış umut dolu yarınlara rağmen, g&ouml;zlerinizde istediğiniz kadar yaş olsa da, avu&ccedil;larınızda istemediğiniz kadar acı, geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan ve unutulmaya terkedilmiş bir yok oluş. <br /><br />Elleriniz her titrediğinde, uzanıp tutacağınızı sandığınız martıları aslında ilk kaybedişinizle başlar yalnızlık, o anda &ouml;ğrenirsiniz hayatın aya kurulu bir merdiveni olmadığını. Sisli bir İstanbul garında yitirdiğiniz &ccedil;ocukluğunuz gelip ge&ccedil;er g&ouml;zlerinizin &ouml;n&uuml;nden, yetim kalmış hayalleriniz s&uuml;sler d&uuml;ş&uuml;ncelerinizi ve yenilirsiniz sancılarınıza dimdik ayaktayken yalnızlığınıza. <br /><br />T&uuml;ts&uuml;lenmiş toprak kokusuyla, &ccedil;&ouml;rekleniveren yalnızlığınız, &ccedil;ekinmeden sahiplendiğiniz g&ouml;z yaşlarınızı bırakır avu&ccedil;larınıza, k&uuml;sk&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z&uuml;n kime ve niye olduğunu anlayamadığınızda, mutsuzluğunuzu da nereye sığdıracağınızı bilemesiniz.Yaşam s&uuml;rprizlerle doludur. Mateminizin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; veya kimsesizliği y&uuml;z&uuml;n&uuml;ze vurulan her &ccedil;izik i&ccedil;in bir deneyimdir. Bunu kabullenmek veya reddetmek zamana yenilmektir. C&uuml;mlelerinize nokta koyamayıp ge&ccedil;iştirmeye &ccedil;alıştığınız &uuml;&ccedil; noktalar, farkında olmadan aralıklı tuttuğunuz yalnızlığınızdır. Gidişleriniz zamanınızdan &ccedil;almaya başladıysa, s&ouml;zleriniz uzun bir geleceğe niyetlenir. &Uuml;zerinize kokusu sinmeden ayrılacağınız ka&ccedil; şehir biliyorsanız veya ka&ccedil;ışlarınıza ka&ccedil; kere telaşlandıysanız o kadar yakınsınız yalnızlığa&hellip; <br /><br />Soruların 'bilmemli' cevapları &ccedil;oğalıp tahamm&uuml;ls&uuml;z iletişimler yerini suskunluğa her terk edişinde, d&uuml;ş&uuml;nceleriniz zihninizde bir beton yığınına d&ouml;n&uuml;ş&uuml;p, &ouml;tesine ge&ccedil;ilmez bir hal alır. Yine istiflenmiş yalnızlığınız size kol kanat gerer, sahipsiz var oluşlarınız veya sahiplenişlerinizi isteyerek erteleyişleriniz adına&hellip; <br /><br />Hayat kendine sormadan yeniler zamanı, hi&ccedil; hatırına getirmeden tekrarlar, hi&ccedil; acımadan zorlar belki ama direnmeye ka&ccedil; kandil yakıyorsanız, t&uuml;kendiğiniz ka&ccedil; kandildeyse y&uuml;reğiniz işte o kadar bedeli ka&ccedil;ıncı acıdaysa ruhunuz, hayatın inişi m&uuml;mk&uuml;n olmayan ka&ccedil;ıncı yokuşunu tırmanıyorsanız, işte o kadar&hellip; <br /><br />Bu yalnız geceden sonra, ilk kuytuda parıldayan ışıklarla g&uuml;neşi arkanıza alırsınız, deniz kabuklarına sıkıştırdığınız umutları cebinize. <br /><br />İnanılmış y&uuml;reklere ve y&uuml;z&uuml;st&uuml; bırakılışlara beklenmedik anlarda sunulan boş avu&ccedil;lar ve ardından buz gibi &uuml;rpertisi iliklerinizde derinleştik&ccedil;e, gerisi uzun bir yoldur. <br /><br />Hikayesi ve bekleyeni olmayan, zamansız uzun bir yol</i></h1><h1><i>&nbsp;</i></h1>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/istiflenmis-yalnizlik/6355594</guid>
        </item>
        <item>
            <title>AŞK...</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/ask/6355562</link>
            <description><![CDATA[<p align="center">Aşk, şiddetli bir muhabbettir; f&acirc;ni mahbublara m&uuml;teveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daim&icirc; bir azab ve elemde bırakır veyahut o mecaz&icirc; mahbub, o şiddetli muhabbetin fiatına değmediği i&ccedil;in b&acirc;k&icirc; bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecaz&icirc;, aşk-ı hakik&icirc;ye inkılab eder.</p>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/ask/6355562</guid>
        </item>
        <item>
            <title>bir dakikada neler yapılabilir?</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/bir-dakikada-neler-yapilabilir/6333559</link>
            <description><![CDATA[<p align="center"><strong>BİR DAKİKADA</strong><strong> NELER YAPILABİLİR?</strong></p><p>&nbsp;<img border="0" width="419" src="http://img2.blogcu.com/images/a/s/0/as06/dualarim_ikimiz_icin.jpg" height="350" /><br /></p><p align="center"></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center">&nbsp;<b>Bir dakikada 5 defa Fatiha Suresini okuyup 7000 den fazla sevaba nail olabilirsin.</b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center">&nbsp;&nbsp;<b>Bir dakikada 15 defa İhlas suresini okuyabilirsin &ccedil;&uuml;nk&uuml; o Kuran&rsquo;ı Kerim&rsquo;i 5 defa okumuş olmak gibi bir sevaba denktir. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><b>&nbsp;</b>&nbsp;<b>Bir dakikada </b></p><p align="center">" &#1604;&#1575; &#1573;&#1604;&#1607; &#1573;&#1604;&#1575; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1608;&#1581;&#1583;&#1607; &#1604;&#1575; &#1588;&#1585;&#1610;&#1603; &#1604;&#1607; &#1548; &#1604;&#1607; &#1575;&#1604;&#1605;&#1604;&#1603; &#1608;&#1604;&#1607; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1583; &#1608;&#1607;&#1608; &#1593;&#1604;&#1609; &#1603;&#1604; &#1588;&#1610;&#1574; &#1602;&#1583;&#1610;&#1585;" </p><p align="center"><i>(L&acirc; il&acirc;he illallah&uuml; vahdeh&uuml; l&acirc; şer&icirc;ke leh leh&uuml;lm&uuml;lk&uuml; ve leh&uuml;lhamd&uuml; ve h&uuml;ve al&acirc; k&uuml;lli şey&rsquo;in kad&icirc;r)<br />Manası: <br />Allah&rsquo;tan başka ilah yoktur. İbadete layık yalnız Allah&rsquo;tır, O birdir, ortağı yoktur, k&acirc;inat Onun m&uuml;lk&uuml;d&uuml;r, hamd Ona mahsustur, O her şeye kadirdir.</i></p><p align="center"><b>diyebilirsin </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><b>&nbsp;</b>&nbsp;<b>Bir dakikada 100 defa </b></p><p align="center">"&#1587;&#1576;&#1581;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1608;&#1576;&#1581;&#1605;&#1583;&#1607;" </p><p align="center"><i>(Subh&acirc;nallahi ve bi-hamdihi, subh&acirc;nallahil az&icirc;m)<br />Manası: <br />Kem&acirc;l sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan beri olan Allah&rsquo;ı hamd ile tesbih ederim.<b>&nbsp;</b></i></p><p align="center"><b>Kim bu tesbihi 100 defa okursa g&uuml;nahları deniz k&ouml;p&uuml;ğ&uuml; kadar da olsa bağışlanır. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center">&nbsp;<b>Bir dakikada 40 defadan daha &ccedil;ok </b></p><p align="center">" &#1604;&#1575; &#1581;&#1608;&#1604; &#1608;&#1604;&#1575; &#1602;&#1608;&#1577; &#1573;&#1604;&#1575; &#1576;&#1575;&#1604;&#1604;&#1607; "</p><p align="center"><i>(L&acirc; havle vel&acirc; kuvvete ill&acirc; bill&acirc;hilaliyyilaz&icirc;m)<br />Manası:<br />Allah&rsquo;tan başka g&uuml;&ccedil; kuvvet sahibi yoktur. Her şeye kuvvet ve g&uuml;&ccedil; veren ancak zati ve s&uuml;buti sıfatların sahibi y&uuml;ce Allah&rsquo;tır.</i></p><p align="center"><b>diyebilirsin. Ve bu cennetin hazinelerinden bir hazinedir.</b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><b>&nbsp;</b>&nbsp;<b>Bir dakikada</b></p><p align="center">" &#1587;&#1576;&#1581;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1608;&#1576;&#1581;&#1605;&#1583;&#1607; &#1593;&#1583;&#1583; &#1582;&#1604;&#1602;&#1607; &#1608;&#1585;&#1590;&#1575; &#1606;&#1601;&#1587;&#1607; &#1608;&#1586;&#1606;&#1577; &#1593;&#1585;&#1588;&#1607; &#1608;&#1605;&#1583;&#1575;&#1583; &#1603;&#1604;&#1605;&#1575;&#1578;&#1607; "<b>&nbsp;</b></p><p align="center"><i>(Subhanallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve rız&acirc;e nefsihi ve zinete arşıhi ve midade kelimatihi)</i></p><p align="center"><b><i>Manası:<br /></i></b><i>Allah&rsquo;ı halkettiklerinin sayısı, razı olacağı, arşının ağırlığı ve kelimelerinin adedince kendi hamdiyle tesbih ederim.</i><b>&nbsp;</b></p><p align="center"><b>Bunu 10 defadan daha fazla s&ouml;yleyebilirsin. Bu dua diğer zikir ve tesbihlerin &nbsp;y&uuml;zlerce defa s&ouml;ylenmesine denktir. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><b>&nbsp;Bir dakikada</b></p><p align="center"><b>&nbsp;100 kereden fazla g&uuml;nahların i&ccedil;in Allah'tan bağışlanma dileyebilirsin</b></p><p align="center"><b>" </b>&#1571;&#1587;&#1578;&#1594;&#1601;&#1585; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607;<b> " &nbsp;</b></p><p align="center"><i>(Estağfirullah)</i></p><p align="center"><b><i>Manası:</i></b></p><p align="center"><i>"Allah&rsquo;tan mağfiret, bağışlama dilerim&rdquo;&nbsp;&nbsp;</i></p><p align="center"><b>İstiğfar bağışlanmanın, cennete girmenin, hayırlı malın,&nbsp; g&uuml;c&uuml;n artmasının, belanın def&rsquo;inin, işlerin kolaylaşmasının, yağmurun yağmasının, mal ve &ccedil;ocuklardaki artışın sebebidir. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><b>&nbsp;Bir dakikada </b></p><p align="center">" &#1575;&#1604;&#1604;&#1607;&#1605; &#1589;&#1604; &#1593;&#1604;&#1610; &#1605;&#1581;&#1605;&#1583; &#1608; &#1593;&#1604;&#1610; &#1570;&#1604; &#1605;&#1581;&#1605;&#1583; "</p><p align="center"><i>(Allah&uuml;mme salli al&acirc; Muhammed ve al&acirc; &acirc;li Muhammed)<br /><b>Manası:</b> <br />Allah&rsquo;ım Muhammed aleyhisselama ve Onun &acirc;line salat-&uuml; selam olsun.</i></p><p align="center"><b>Nebi aleyissalatu vesselama 20 defa salavat getirebilirsin, bunun karşılığında Allah da sana 200 defa salat eder. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center">&nbsp;&nbsp;<b>Bir dakikada 50 defa </b></p><p align="center">" &#1587;&#1576;&#1581;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1608;&#1576;&#1581;&#1605;&#1583;&#1607; &#1587;&#1576;&#1581;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1575;&#1604;&#1593;&#1592;&#1610;&#1605; "</p><p align="center"><i>(S&uuml;bh&acirc;nallahi ve bi-hamdihi, s&uuml;bh&acirc;nallahil az&icirc;m)<br /><b>Manası:</b> <br />Kem&acirc;l sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan beri olan Allah&rsquo;ı hamd ile tesbih ederim.</i></p><p align="center"><b>diyebilirsin ve bu dilde hafif, mizanda ağırdır. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><b>Bir dakikada 50 defa </b></p><p align="center">" &#1604;&#1575; &#1573;&#1604;&#1607; &#1573;&#1604;&#1575; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; " </p><p align="center"><i>( La ilahe illallah ) </i></p><p align="center"><b><i>Manası: </i></b></p><p align="center"><i>Allah&rsquo;tan başka ilah yoktur&rdquo;</i> </p><p align="center"><b>diyebilrsin ve bu s&ouml;zlerin en y&uuml;cesidir. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><b>Bir dakikada 25 defa </b></p><p align="center">" &#1587;&#1576;&#1581;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1608; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1583; &#1604;&#1604;&#1607; &#1608; &#1604;&#1575; &#1573;&#1604;&#1607; &#1573;&#1604;&#1575; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1608; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607; &#1575;&#1603;&#1576;&#1585; " </p><p align="center"><i>( Subhanallahi velhamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber)</i></p><p align="center"><b><i>Manası:</i></b></p><p align="center"><i>Allah'ı tesbih ederim ,Allah 'a hamd ederim,O'ndan başka ilah yoktur.Allah b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r.</i></p><p align="center"><b>diyebilirsin ve bu kelimeler Allah Subhanehu ve Teala i&ccedil;in kelimelerin en sevimlisidir. </b></p><p align="center">&nbsp;</p><p align="center"><strong>B</strong><strong>ir dakikada;</strong></p><p align="center"><strong>&nbsp;bu mesajı&nbsp;tanıdıklarına yollayabilirsin, umulur ki sana Kıyamet g&uuml;n&uuml;nde şahitlik eder...&nbsp;</strong></p><p align="center" dir="rtl">&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <b>M&Uuml;HİM NOT:</b></p><p><b>&nbsp;</b></p><p><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &ldquo;Zaman keskin bir kılı&ccedil; gibidir; Eğer biz onu iyi bir şekilde değerlendiremez isek,</b></p><p><b>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; o bizi bi&ccedil;er ve ge&ccedil;er&hellip;&rdquo;</b></p>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/bir-dakikada-neler-yapilabilir/6333559</guid>
        </item>
        <item>
            <title>hatme-i hacegan</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/hatme-i-hacegan/6328991</link>
            <description><![CDATA[<p align="center"><strong><img border="0" src="http://img2.blogcu.com/images/a/s/0/as06/1217886080gunahyasi.jpg" /><br /><br />HATM-İ H&Acirc;CEG&Acirc;N </strong></p><p>Yaradanımız, insanı ve kainatı ni&ccedil;in yarattığını, insanın vazifesinin ne olduğunu kitaplar g&ouml;ndermek suretiyle tarif etmiş, bu kitaplarını g&ouml;nderdiği peygamberleri, o tarifleri hayatlarına birebir uygulayarak bir nevi yaşayan kitap olmuşlardır. En son g&ouml;nderilen kitap olan Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;in g&ouml;nderildiği son peygamber Hz. Muhammed <i>sallallahu aleyhi ve sellem</i>&rsquo;den sonra, onun g&ouml;revlerini, onu model, &ouml;nder ve lider olarak b&uuml;t&uuml;n benliğiyle benimsemiş olan tasavvuf yolunun liderleri devam ettirmek suretiyle mesajın g&uuml;ncelliğini s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;şlerdir. </p><p><b>Tasavvufu, Yaratıcımız&rsquo;ın en son mesajı olan Kur&rsquo;&acirc;n-ı Ker&icirc;m&rsquo;in tarif ettiği ve Efendimiz <i>sallallahu aleyhi ve sellem</i>&rsquo;in hayatına uyguladığı yaşam tarzını, yine Yaratıcımız&rsquo;ın hoşnutluğunu kazanma gayesiyle t&uuml;m benliğimizle uygulamak ve yaşamak y&uuml;ksek eğitimi olarak tarif etmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</b> </p><p>Her tasavvuf okulunun ferd&icirc; olduğu gibi bir de toplu olarak icra ettikleri zikir &ccedil;eşidi vardır. Buna Yeseviyye&rsquo;de <i>zikr-i erre</i>, Halvetiyye&rsquo;de <i>devran</i>, Mevleviyye&rsquo;de <i>sem&acirc;</i>, Nakşibendiyye&rsquo;de <i>hatme</i>, <i>hatm-i h&acirc;ce</i> veya <i>hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n</i>... denir. </p><p>Başında ve sonunda okunan F&acirc;tiha s&ucirc;resi Kur&rsquo;an&rsquo;ın &ouml;zeti ve hatmedilmesi gibi sayıldığı i&ccedil;in bu zikre, hocaların hatmi m&acirc;nasına, <b><i>hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n</i></b> denilmiştir.</p><p>&Ccedil;ok sayıda s&ucirc;re ve salav&acirc;tın okunması fazla zaman alacağından bunlar zikre katılanlara belli miktarlarda taksim edilir. Hatmeyi idare eden, virdleri sırası geldik&ccedil;e y&uuml;ksek sesle bildirir. Katılanlar bunları al&ccedil;ak sesle okurlar. Nakşibendiyye&rsquo;deki <i>vuk&ucirc;f-ı aded&icirc;</i> ilkesine g&ouml;re tespit edilen sayılara titizlikle uyulur. Ayrıca zikir boyunca r&acirc;bıtaya ve <i>vuk&ucirc;f-ı kalb&icirc;</i> ilkesine de riayet edilerek g&ouml;zler kapalı tutulur, silsilede bulunan meş&acirc;yihin r&ucirc;h&acirc;niyyetlerinin zikre katıldığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;r. Sonunda bir kişi <i>aşr-ı şer&icirc;f</i> okur, dua yapılır. H&acirc;sıl olan sevap Hz. Peygamber&rsquo;in, sah&acirc;be-i kir&acirc;mın, b&uuml;t&uuml;n neb&icirc;lerin ve vel&icirc;lerin, &ouml;zellikle Bah&acirc;&uuml;ddin Nakşibend hazretlerinin r&ucirc;hu ve <i>silsile-i aliyye</i>&rsquo;de yer alan meş&acirc;yihin ve diğer tasavvuf p&icirc;rlerinin ruhlarına bağışlanır. Duada Nakş&icirc; silsilesinin isminin vasat bir sesle okunması uygundur. </p><p>Toplu olarak yapılan hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n m&uuml;nferit olarak da icra edilebilir. Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;nı tek başına yapmak isteyen kimse abdest alıp temiz bir mahalde kıbleye doğru d&ouml;nerek diz &ccedil;&ouml;ker ve belirtilen şekliyle hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n yapar.</p><p>Kitaplarda, &ldquo;hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n halkasında bulunanların sayısı on kişiden fazla ise yapılan hatmeye <i>hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı keb&icirc;r</i> (b&uuml;y&uuml;k hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n<i>)</i>, şayet on kişiden az ise <i>hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı sağ&icirc;r</i> (k&uuml;&ccedil;&uuml;k hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n) adı verilir&rdquo; denilerek genel bir tarif yapılmaktadır. Ancak sayıları on kişiden az olup zamanları m&uuml;sait olanlar b&uuml;y&uuml;k hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n yapabilecekleri gibi sayıları on kişiden fazla olup k&uuml;&ccedil;&uuml;k hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n yapmak isteyenler i&ccedil;in de bir m&acirc;ni yoktur. K&uuml;&ccedil;&uuml;k ve b&uuml;y&uuml;k hatme arasında icr&acirc; bakımından farklı iki nokta bulunmaktadır: </p><p>B&uuml;y&uuml;k hatm-i h&acirc;ceg&acirc;nın icra ediliş tarzı:</p><p>&Ouml;nce hatmeyi idare edenin işareti ile istiğfar edilerek zikre başlanır. (3-5-15-25 adet istiğfar &ccedil;ekilebilir.)</p><p>Zorunlu olmamakla birlikte, ortam ve zaman m&uuml;sait ise g&ouml;zler kapatılarak, r&acirc;bıta ile birlikte kalbe nazar edilir. </p><p>7 adet F&acirc;tiha s&ucirc;resi okunur.</p><p>100 adet salav&acirc;t-ı şer&icirc;fe okunur. </p><p>79 adet Elemneşrahleke s&ucirc;resi okunur. </p><p>1001 adet İhlas s&ucirc;resi okunur. </p><p>7 adet F&acirc;tiha s&ucirc;resi okunur. </p><p>100 adet salav&acirc;t-ı şer&icirc;fe okunur. </p><p>Katılanlardan birisi bir aşr-ı şer&icirc;f okur. </p><p>Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;nı icra ettiren tarafından dua yapılır. </p><p>K&uuml;&ccedil;&uuml;k hatm-i h&acirc;ceg&acirc;nın diğerinden farklı iki noktası şunlardır: </p><p>1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 79 adet İnşirah s&ucirc;resi okunmaz. </p><p>2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;1001 adet okunan İhlas s&ucirc;resi yerine 500 adet <i>L&acirc; havle ve l&acirc; kuvvete ill&acirc; bill&acirc;hi&rsquo;l-aliyyi&rsquo;l-az&icirc;m</i> denilir. </p><p>H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri tarafından, sabah ve akşam olmak &uuml;zere g&uuml;nde iki defa yapılması, bu m&uuml;mk&uuml;n değilse Salı ve Cuma g&uuml;nlerinin geceleri, haftada iki kez yapılması tavsiye edilmiştir. </p><p>Bulunulan ortamda merasime yer vermeden, sayılara dikkat edilerek yapılması/yaptırılması, uzatılmaması, gizem katılmaması kaydıyla icra edilmelidir. </p><p>Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n yaptırmak onu icra ettirene herhangi bir stat&uuml; kazandırmaz. Namaz kılarken cemaat olunacağında nasıl en ehil bir kimse imamete ge&ccedil;mekte ise ve bu durum da kendisine bir ayrıcalık, stat&uuml; kazandırmıyorsa hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n&rsquo;ı icra ettirenin durumu da aynı şekildedir. </p><p>Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n beyler ve hanımlar tarafından ayrı ayrı icra edilir. Beylerin yaptığı hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n&rsquo;a ayrı bir b&ouml;l&uuml;mde hanımlar da iştirak edebilirler. </p><p>Ecir ve faydasından istifade etmek isteyen her m&uuml;sl&uuml;man hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n&rsquo;a iştirak edebilir. </p><p>Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n&rsquo;dan sonra cehr&icirc; (a&ccedil;ıktan) zikir de ilave edilebilir. Bunlar hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n&rsquo;ın unsurlarından değildir. </p><p>İkinci defa okunan y&uuml;z adet salav&acirc;t-ı şer&icirc;feden sonra, on adet -medleri uzatmak suretiyle- kelime-i tevhid topluca ve cehr&icirc; olarak okunur. Ardından bir m&uuml;ddet <i>kelime-i tevhid</i> (<i>L&acirc; il&acirc;he illallah</i>) ve sonra da <i>lafza-i celal</i> (<i>Allah</i>) zikri toplu olarak ve hafif ses tonuyla icra edilir. <i>Aşr-ı şer&icirc;f</i>den sonra dua yapılır. &nbsp;<br />&nbsp;</p><p><b>MERHUM MAHMUD ESAD COŞAN HOCAEFENDİ&rsquo;YE HATM-İ H&Acirc;CEG&Acirc;N İLE İLGİLİ SORULAN SORULAR VE VERDİKLERİ CEVAPLARI:</b> </p><p><i>Soru: Fak&uuml;lte &ouml;ğrencileri olarak bir evde kalıyoruz. Kendi aramızda hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n yapabilir miyiz?</i></p><p>Cevap: Yapabilirsiniz. İsterse herkes tek başına da bir b&uuml;y&uuml;k hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n'ı yapabilir. Yani 7 Fatiha, 100 salev&acirc;t-ı şer&icirc;fe, 79 Elemneşrahleke, 1001 İhl&acirc;s-ı şer&icirc;f, tekrar 7 Fatiha, 100 salev&acirc;t-ı şer&icirc;fe hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı keb&icirc;r'dir; bunu yapabilir. </p><p>Ya da hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı sag&icirc;r; y&acirc;ni 7 F&acirc;tiha, 100 salev&acirc;t-ı şer&icirc;fe, 500 <i>L&acirc; havle vel&acirc; kuvvete ill&acirc; bill&acirc;hi&rsquo;l-aliyyi&rsquo;l-az&icirc;m</i>, 7 F&acirc;tiha ve 100 salev&acirc;t-ı şer&icirc;fe de sonda... Bu da hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı sağ&icirc;r'dir, bunu da yapabilir. M&uuml;saade de ediyoruz, yapabilirler.</p><p><i>Soru: Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n&rsquo;ı herkes yapabilir mi?</i></p><p>Cevap: Şahsen, kendi şahsı adına herkes yapabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;y&uuml;klerimiz, şeyhlerimiz hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n&rsquo;ı kendileri ayrıca, "sevabı biz de tek başımıza kazanalım!" diye, taksim etmeden kendileri de yapmışlar. &Ouml;yle yapılması m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p><p><i>Soru: Kalabalık yerde hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n yapılabilir mi?</i></p><p>Cevap: Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n'ı Hocamız <i>rahmetullahi aleyh</i>, sabah ve yatsı namazlarından sonra camide, kalabalıkta yapardı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, o şekilde yapılmasa, "ille has dervişler katılsın da, &ouml;tekiler katılmasın!" denilse, başka bir takım mahzurlar olduğundan Hocamız &ouml;yle ictihad eyledi. Camide de yapıyordu, ayrıca da yapıyordu. </p><p>Hatta şahıslar hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n'ı tek başına kendileri de yapabilirler; o da m&uuml;mk&uuml;n... Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı keb&icirc;r, hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı sağ&icirc;r yapılabilir. </p><p>Kalabalık yerde hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n yapılıyor. Hocamız ictihad eylemiş, biz de o ictihada dayanarak yapıyoruz. "B&ouml;yle olduğu zaman g&ouml;n&uuml;ller daha hoş oluyor, herkes de istifade ediyor sevaptan..." diye, biz de yapıyoruz.</p><p><i>Soru: Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n'dan sonra on defa yavaş yavaş "L&acirc; il&acirc;he illallah" demek, hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n'ın bir par&ccedil;ası mıdır?</i></p><p>Cevap: Hayır! Hatm-i h&acirc;ceg&acirc;n-ı keb&icirc;r; 7 Fatiha, başta ve sonda 100 salev&acirc;t-ı şer&icirc;fe, ortada da 79 Elemneşrahleke ve 1001 İhl&acirc;s-ı şer&icirc;f'ten oluşur. </p><p>Bu, başka bir had&icirc;s-i şer&icirc;fteki m&uuml;jdeye ermek i&ccedil;in onun arkasından s&ouml;ylenen bir şeydir. "Bir insan medlerini uzata uzata '<i>L&acirc; il&acirc;he illallah</i>'ı s&ouml;ylerse, d&ouml;rt bin adet b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı silinir." diye m&uuml;jde var, onun i&ccedil;in yapılıyor.[1]</p><p>&nbsp;</p><p align="center"><b>MERHUM MAHMUD ESAD COŞAN HOCAEFENDİ&rsquo;NİN BİR HATM-İ H&Acirc;CEG&Acirc;N DUASI[2]</b></p><p>&nbsp;</p><p><i>S&uuml;bh&acirc;ne rabbiye'l-aliyyi'l a'lel Vehh&acirc;b!</i></p><p><i>Elhamd&uuml;lillahi hakka hamdih&icirc;, vassal&acirc;t&uuml; vessel&acirc;m&uuml; al&acirc; seyyidin&acirc; Muhammedin ve al&acirc; &acirc;lih&icirc; ve sahbih&icirc; ve men tebiah&ucirc; bi ihs&acirc;nin ecma&icirc;n. Emma ba'd;</i></p><p><i>Y&acirc; Rabben&acirc;! Ya Rabben&acirc;!</i></p><p>Yapmış olduğumuz ibadetlerimizi, taatlerimizi, zikr u va'z u tesbih&acirc;tımızı, hatm-i h&acirc;ceg&acirc;nımızı, diğer ibadet, taat, hayr&acirc;t u hasen&acirc;tımızla beraber l&uuml;tfunla, kereminle kabul eyle y&acirc; Rabbi! Şu ibadetlerimize b&uuml;y&uuml;k sevaplar ihsan eyle! Ecr-i ceziller, sevab-ı kesirler bahşeyle y&acirc; Rabbi!</p><p>H&acirc;sıl olan &uuml;c&ucirc;r u mes&ucirc;b&acirc;tı biz, evvela Peygamber Efendimiz Muhammed-i Mustafa <i>sallallahu aleyhi ve &acirc;lih&icirc; ve selleme tesl&icirc;men kes&icirc;ra</i> hazretlerine hediye eyledik, şu anda r&ucirc;h-ı p&acirc;k-i peygamber&icirc;lerine v&acirc;sıl eyle y&acirc; Rabbi! Peygamber Efendimiz&rsquo;in sevgisine, şefaatine, iltifatına, rızasına, tevec&uuml;h&uuml;ne n&acirc;il olmayı, sahip olmayı, mazhar olmayı c&uuml;mlemize nasip eyle y&acirc; Rabbi!</p><p>Peygamber Efendimiz&rsquo;in o g&uuml;zel ashabının, &acirc;linin, ezv&acirc;cının, evl&acirc;dının hulef&acirc;sının ve verese-i neb&icirc; olan ulem&acirc;-i muhakkık&icirc;n, m&uuml;rşid&icirc;n-i k&acirc;mil&icirc;n evliy&acirc;ullah-ı mukarrab&icirc;nlerimizin, s&acirc;d&acirc;t ve meş&acirc;yıh-ı turuk-ı aliyyemizin c&uuml;mlesinin ruhlarına; ve hasseten Eb&ucirc; Bekrini's-Sıdd&icirc;k Efendimiz&rsquo;den, Aliyy&uuml;'l-Murtaz&acirc; Efendimiz&rsquo;den başlayıp Hocamız G&uuml;m&uuml;şh&acirc;neli Ahmed Ziy&acirc;eddin Efendi hazretlerine kadar, ondan da Şeyhimiz Muhammed Z&acirc;hid-i Bursev&icirc; hazretlerine kadar turuk-ı aliyyemizin silsilelerinden gelmiş ge&ccedil;miş, g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş, m&uuml;barek evliyaullah m&uuml;rşidlerimizin, şeyhlerimizin, p&icirc;rlerimizin ruhlarına ayrı ayrı hediyeler eyledik vasıl eyle y&acirc; Rabbi!</p><p>Şu beldede medfun bulunan Eb&ucirc; Eyy&ucirc;b el-Ens&acirc;r&icirc; Efendimiz hazretleri ile diğer sahabe-i kir&acirc;mın ve bu beldede makamı olan Y&ucirc;ş&acirc; <i>aleyhisselam</i>&rsquo;ın ve c&uuml;mle enbiy&acirc; ve m&uuml;rsel&icirc;nin, bu beldeleri fetheden fatihlerin, şehitlerin, gazilerin, m&uuml;cahitlerin, c&uuml;mle hayr u hasen&acirc;t sahiplerinin; ve şu İskenderpaşa hazretlerinin; ve bu camiyi tekrar tekrar tamir, tecdid, tevsi' etmiş olanların, i&ccedil;inde ibadet etmiş olanların ruhlarına; ve uzaktan yakından şu hadis dersimizi dinlemeye gelen bu kıymetli kardeşlerimizin &acirc;hirete g&ouml;&ccedil;m&uuml;ş olan b&uuml;t&uuml;n m&uuml;sl&uuml;man &acirc;b&acirc; u &uuml;mm&uuml;h&acirc;t, ecd&acirc;d &uuml; cedd&acirc;t, akrab&acirc; u taalluk&acirc;t, evl&acirc;d &uuml; z&uuml;rriy&acirc;t, ahb&acirc;b u y&acirc;ranlarının ruhlarına ayrı ayrı hediye eyledik, onlara da v&acirc;sıl eyle y&acirc; Rabbi!</p><p>C&uuml;mlesinin kabirlerini şu hediyelerimizden p&uuml;rn&ucirc;r eyle! Ruhlarını mesr&ucirc;r eyle! Makamlarını daha a'l&acirc; eyle! Seyyi&acirc;tı olanların seyyi&acirc;tlarını hasen&acirc;ta tebdil eyle! Azap g&ouml;renler varsa azaplarını def &uuml; ref &uuml; iz&acirc;le eyle! Kabirlerini cennet bah&ccedil;esi eyle!</p><p>Y&acirc; Rabbi! Bizlere de tevf&icirc;kini ref&icirc;k eyle! Bizi yolunda k&acirc;im, zikrinde d&acirc;im eyle! İbadetine m&uuml;davim eyle! Zikrinde, ş&uuml;kr&uuml;nde, h&uuml;sn-i ib&acirc;detinde tevf&icirc;kini bizlere ref&icirc;k eyle!</p><p>Y&acirc; Rabbi! Bizi şu fani d&uuml;nyanın fitnelerine, karışıklıklarına, aldatıcı, oyalayıcı s&uuml;slerine kapılıp &acirc;hiret vazifelerini yapmayanlardan eyleme! Bizi uyanık hakiki m&uuml;sl&uuml;man eyle! D&uuml;nyaya kapılmayan, vazifelerini unutmayan, şeytana uymayan, nefse esir olmayan kullardan eyle!</p><p>Y&acirc; Rabbi! Nefsimizi yenmeyi nasip eyle! Tasavvuf&icirc; hayatlarımızı g&uuml;zelleştir! Zikirlerimizi tesirli eyle! Y&acirc; Rabbi, nefis m&uuml;cahedelerimizde bizi nefislerimize galip eyle! Nefsimize itmi'n&acirc;n nasip eyle! Y&acirc; Rabbi, bizi manev&icirc; makamlardan ge&ccedil;irip y&uuml;ksek makamlara vasıl eyle!</p><p>Y&acirc; Rabbi! D&uuml;nyanın ve &acirc;hiretin bildiğimiz bilmediğimiz her t&uuml;rl&uuml; hayırlarını senin l&uuml;tf u kereminden &ccedil;ekinmeden isteriz, bizlere ihsan eyle! Sen g&acirc;ib hazinelerinin sahibisin, her şeye k&acirc;dirsin, vermekten m&uuml;lk&uuml;n eksilmez! Bizlere l&uuml;tfunla, kereminle layık olmadığımız b&uuml;y&uuml;k nimetleri ihsan eyle! Rıdvan-ı ekberine bizleri vasıl eyle!</p><p>Evliyaullah olmayı nasip eyle! Marifetullaha erdir! Aşkullahı, muhabbetullahı g&ouml;nl&uuml;m&uuml;ze yerleştir y&acirc; Rabbi! Sevdiğin kul olarak yaşat y&acirc; Rabbi! Sevdiğin işleri yaptır y&acirc; Rabbi! Sevdiğin yollarda y&uuml;r&uuml;t y&acirc; Rabbi! Sevdiğin kul olarak sana gelmeyi nasip eyle y&acirc; Rabbi! &Acirc;hirete m&uuml;&rsquo;min-i k&acirc;mil, sevgili kul olarak gelmeyi nasip eyle y&acirc; Rabbi! Evlatlarımızı da, nesillerimizi de, z&uuml;rriyetlerimizi de sevdiğin kullar eyle y&acirc; Rabbi!</p><p>Şu doğduğumuz, yaşadığımız, gezdiğimiz beldeleri i&ccedil;imizdeki beyinsizlerin, cahillerin, fasıkların, facirlerin, kafirlerin, m&uuml;şriklerin, m&uuml;nafıkların cezalandırılması i&ccedil;in azaplara uğratma y&acirc; Rabbi! D&uuml;şmanlara &ccedil;iğnetme y&acirc; Rabbi! Zelzele, kıtlık, kuraklık verme y&acirc; Rabbi! Madd&icirc;, sem&acirc;v&icirc;, araz&icirc; afetlerden mahfuz eyle y&acirc; Rabbi! İ&ccedil;imizden fasıkların, facirlerin, kafirlerin &ccedil;oğalıp, t&uuml;reyip başımıza musallat olmasına fırsat verme y&acirc; Rabbi! &Uuml;mmet-i Muhammed&rsquo;i m&uuml;&rsquo;min-i k&acirc;mil kulların eline ver y&acirc; Rabbi! M&uuml;&rsquo;min-i k&acirc;mil kullarını &Uuml;mmet-i Muhammede g&uuml;zel hizmete muvaffak eyle y&acirc; Rabbi!</p><p>İstilaya uğramış İsl&acirc;m beldelerini kurtar y&acirc; Rabbi! Sıkışık kardeşlerimize yardım eyle y&acirc; Rabbi! Kafirlere karşı galip eyle y&acirc; Rabbi! İstiklallerini nasip eyle y&acirc; Rabbi! İzzet ve itibar ver y&acirc; Rabbi! G&uuml;&ccedil; kuvvet ver y&acirc; Rabbi! Kafirlere fırsat verme y&acirc; Rabbi! Bizi kafirlerle imtihan etme y&acirc; Rabbi!</p><p>Bizi affeyle y&acirc; Rabbi! Bizi rahmetine erdir y&acirc; Rabbi! Bizi mağf&ucirc;r&icirc;n z&uuml;mresine kat y&acirc; Rabbi! Rahmetine erdirdiğin kullarından eyle y&acirc; Rabbi! Yolundan ayırma y&acirc; Rabbi! Şeytana esir etme y&acirc; Rabbi! Nefse uydurma y&acirc; Rabbi! &Acirc;hireti unutturma y&acirc; Rabbi! Kur'an yolundan ayırma y&acirc; Rabbi! Kur'&acirc;n-ı Ker&icirc;m&lsquo;in şefaatına erdir y&acirc; Rabbi! Peygamber Efendimiz&lsquo;in sevgisine, şefaatine mazhar eyle y&acirc; Rabbi! Arş-ı a&lsquo;l&acirc;nın g&ouml;lgesinde g&ouml;lgelenenlerden eyle y&acirc; Rabbi! Cennete bi-gayr-i hisap girenlerden eyle y&acirc; Rabbi! Rıdv&acirc;n-ı ekberine vasıl eyle y&acirc; Rabbi! Selamına mazhar eyle y&acirc; Rabbi! Hab&icirc;b-i Ed&icirc;bine komşu eyle y&acirc; Rabbi! Şu hatmini indirdiğimiz Kur'&acirc;n-ı Ker&icirc;m'leri senden şu kulaklarımızla duymayı nasip eyle y&acirc; Rabbi!</p><p><i>S&uuml;bh&acirc;ne rabbin&acirc; rabbi'l-izzeti amm&acirc; yasif&ucirc;n ve sel&acirc;m&uuml;n ale'l-m&uuml;rsel&icirc;n. Ve'l-hamd&uuml; lill&acirc;hi rabbi'l-&acirc;lem&icirc;n el-f&acirc;tiha!..</i></p><br clear="all" />&nbsp;<p>[1] </p><p dir="rtl">&#1593;&#1614;&#1606;&#1618; &#1571;&#1614;&#1606;&#1614;&#1587;&#1613; : &#1605;&#1614;&#1606;&#1618; &#1602;&#1614;&#1575;&#1604;&#1614; : ( &#1604;&#1614;&#1575; &#1573;&#1616;&#1604;&#1614;&#1607;&#1614; &#1573;&#1616;&#1604;&#1617;&#1614;&#1575; &#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1614;&#1607;&#1615; ) &#1608;&#1614;&#1605;&#1614;&#1583;&#1617;&#1614;&#1607;&#1614;&#1575; &#1607;&#1614;&#1583;&#1614;&#1605;&#1614;&#1578;&#1618; &#1604;&#1614;&#1607;&#1615; &#1571;&#1614;&#1585;&#1618;&#1576;&#1614;&#1593;&#1614;&#1577;&#1614; &#1570;&#1604;&#1614;&#1575;&#1601;&#1616; &#1584;&#1614;&#1606;&#1618;&#1576;&#1613; </p><p dir="rtl">&#1593;&#1614;&#1606;&#1618; &#1571;&#1614;&#1606;&#1614;&#1587;&#1613; : &#1605;&#1614;&#1606;&#1618; &#1602;&#1614;&#1575;&#1604;&#1614; : ( &#1604;&#1614;&#1575; &#1573;&#1616;&#1604;&#1614;&#1607;&#1614; &#1573;&#1616;&#1604;&#1617;&#1614;&#1575; &#1575;&#1604;&#1604;&#1617;&#1614;&#1607;&#1615; ) &#1608;&#1614;&#1605;&#1614;&#1583;&#1617;&#1614;&#1607;&#1614;&#1575; &#1607;&#1614;&#1583;&#1614;&#1605;&#1614;&#1578;&#1618; &#1604;&#1614;&#1607;&#1615; &#1584;&#1606;&#1608;&#1576; &#1571;&#1585;&#1576;&#1593;&#1577; &#1570;&#1604;&#1575;&#1601; &#1603;&#1576;&#1610;&#1585;&#1577;</p><p>Deylem&icirc;, <i>M&uuml;sned&uuml;&rsquo;l-firdevs</i>, III, 473, hadis no: 5464; Ali el-M&uuml;ttak&icirc; ve Ahmed Ziy&acirc;&uuml;dd&icirc;n-i G&uuml;m&uuml;şh&acirc;nev&icirc; bu riv&acirc;yeti İbn Neccar&rsquo;a nispet eder. Bk. <i>Kenz&uuml;&rsquo;l-umm&acirc;l</i>, I, 74, hadis no: 202; <i>R&acirc;m&ucirc;zu'l-eh&acirc;d&icirc;s</i>, s. 434, hadis no: 3. İbni Hacer, <i>Lis&acirc;n&uuml;&rsquo;l-m&icirc;z&acirc;n</i>, VI, 169, Trc. no: 593. Fetten&icirc;, <i>Tezkirat&uuml;&rsquo;l-mevz&ucirc;&acirc;t</i>, 55; İbni Arr&acirc;k, <i>Tenz&icirc;h&uuml;&rsquo;ş-şer&icirc;a</i>, II, 324-325, hadis no: 20.</p><p>[2] Merhum Hocamız Mahmud Esad Coşan hazretlerinin 04.06.1995 tarihinde İskenderpaşa C&acirc;mii&rsquo;ndeki <i>R&acirc;m&ucirc;z</i> sohbetinden sonra yaptıkları duadır</p>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/hatme-i-hacegan/6328991</guid>
        </item>
        <item>
            <title>LEYLA&amp;#39;DA Kİ MANA...</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/leyla-da-ki-mana/6142778</link>
            <description><![CDATA[<p><b><br /><br />"Bir g&uuml;n sana Leyl&acirc;&rsquo;yı sorarlar a g&ouml;n&uuml;l</b><b><i><br />Leyl&acirc;da ki m&acirc;n&acirc;yı sorarlar a g&ouml;n&uuml;l<br />Esm&acirc;yı ha bilmedin ha bildin ne &ccedil;ıkar<br />Ukb&acirc;da m&uuml;semm&acirc;yı sorarlar a g&ouml;n&uuml;l"<br /><br /><br />Mecn&ucirc;n Leyl&acirc;&rsquo;nın aşkıyla &ouml;ylesine kendinden ge&ccedil;mişti ki, Her nereye baksa Leyl&acirc;&rsquo;yı g&ouml;r&uuml;r oldu. Artık adını soranlara bile; &ldquo;Benim adım Leyl&acirc;! diyordu.&rdquo;<br />Dilinde ki virdi, g&ouml;nl&uuml;ndeki derdi Leyl&acirc; idi. Leyl&acirc;&rsquo;dan gayrı kimseyi de tanımıyordu. Leyl&acirc; ismi diğer b&uuml;t&uuml;n isimleri unutturmuştu O&rsquo;na. Mecn&ucirc;n &acirc;şık-ı s&acirc;dık olmuştu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, aşkında s&acirc;dık olan, &ouml;zge esm&acirc; bilmezlerdi. <br /><br /><br />Yine b&ouml;yle deli-d&icirc;v&acirc;ne &ldquo;Leyl&acirc;!-Leyl&acirc;!&rdquo; diyerek fery&acirc;d edip dolaşıyordu Mecn&ucirc;n. Hem de şehrin orta yerinde, kalabalık bir mekanda. Leyl&acirc; bu y&uuml;rek sızlatan fery&acirc;dı işitmiş ve derinden etkilenmişti. Gidip şu misk&icirc;ne kendimi g&ouml;stereyim de h&acirc;l, h&acirc;tır sorayım, dedi kendi kendine. Gece-g&uuml;nd&uuml;z kendisi i&ccedil;in &acirc;h u efg&acirc;n eden bu zavallıyı rahatlatmak istiyordu Leyl&acirc;. Bu arada Mecn&ucirc;n şehrin dışına &ccedil;ıkmış ve Leyl&acirc;! Leyl&acirc; nid&acirc;ları ile sahraya doğru yol almaya başlamıştı. Leyl&acirc; arkasından yetişerek Mecn&ucirc;n&rsquo;un &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;ti, ancak Mecn&ucirc;n Leyl&acirc;&rsquo;ya hi&ccedil; iltifat etmemişti. O kadar &ccedil;ok &ldquo;Leyl&acirc;&rdquo; diyordu ki, bu zikr-i kes&icirc;r sebebiyle kendinden ge&ccedil;miş, bayılarak yer d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Yattığı yerde dah&icirc; b&uuml;t&uuml;n &acirc;z&acirc;larından &ldquo;Leyl&acirc;&rdquo; zikri y&uuml;kseliyordu. Leyl&acirc; şaşkın bir vaziyette olup-bitenleri izliyordu. Mecn&ucirc;n kendine geldiğinde karşısında g&ouml;lgesi &uuml;zerine d&uuml;şm&uuml;ş bir varlık olduğunu farketmişti. Başını kaldırdı, g&ouml;zlerini Leyl&acirc;&rsquo;nın y&uuml;z&uuml;nde gezdirdi ve &ldquo;Sen kimsin?&rdquo; diye sordu Leyl&acirc;&rsquo;ya. &ldquo;H&acirc;lin nedir aşk elinden? dedi Leyl&acirc;. Mecn&ucirc;n &ldquo;Sana ne benim h&acirc;limden. Dost musun, d&uuml;şman mısın? Uzak dur benden!&rdquo; dedi. &ldquo;Adını anmaktan deli-d&icirc;v&acirc;ne olduğun Leyl&acirc; benim. Nasıl olur da beni tanımazsın?&rdquo; dedi Leyl&acirc;. Mecn&ucirc;n&rsquo;un y&uuml;z&uuml;nde acı bir g&uuml;l&uuml;mseme belirdi ve s&ouml;zlerini ş&ouml;yle tamamladı:&nbsp;<br /><br /><br />&ldquo; Bil ki; b&uuml;t&uuml;n &acirc;lem bana &ldquo;Leyl&acirc;&rdquo; olmuştur. Benim g&ouml;nl&uuml;m leb&acirc;-leb Leyl&acirc; doludur. Eğer sen Leyl&acirc; isen, bu bende ki Leyl&acirc; nedir? Anlaşıldı ki, Mecn&ucirc;n artık Cun&ucirc;n şehrinde ik&acirc;met ediyordu. Bu şehrin ne mak&acirc;mı ne de mek&acirc;nı vardı.<br /><br /><br />Z&acirc;ten Mek&acirc;nı belli olmayan iki yer vardı. Bunlardan biri &ldquo;Hayret V&acirc;disi&rdquo; diğeri &ldquo;Cun&ucirc;n Şehri&rdquo; dir.&rdquo; Hayret V&acirc;disi&rsquo;nde ki şaşkınlığa d&uuml;şm&uuml;ş kimselerle(m&uuml;tehayyir), Cun&ucirc;n Şehri&rsquo;nin mecn&ucirc;nları bir araya gelerek halka oluşturdular ve kendilerinden ge&ccedil;miş bir halde sohbete daldılar. Mecn&ucirc;n da bu mecn&ucirc;nlardan bir mecn&ucirc;n olmuştu. Mecn&ucirc;nlardan birisinin sorusu ile başlayan sohbet derinleştik&ccedil;e tatlandı, tatlandık&ccedil;a derinleşti. Mecn&ucirc;n sordu M&uuml;tehayyir cevapladı:<br /><br /><br />- Ey M&uuml;tehayyir! Okudun, yazdın ve m&acirc;n&acirc;sını da anladın. M&acirc;n&acirc;yı nasıl anladın? S&ouml;yler misin?<br />- Elif-b&acirc; ile<br />- M&acirc;n&acirc; ne demektir? <br />- Birin iki, ikinin bir olmasıdır.<br />- Buna ne denir?<br />- Kelime-i Tevh&icirc;d<br />- Peki, Elif-b&acirc; ne demektir? <br />- K&acirc;in&acirc;ttaki ger&ccedil;eklikler(realiteler)<br />- Asıl olan hangi harftir?<br />- Elif<br />- Elif neyin aslıdır? Varlığın mı? H&acirc;diselerin mi?<br />- V&acirc;rlığın değil, h&acirc;diselerin aslıdır.<br />- Elifin aslı nedir?<br />- Nokta.<br />- Elife mi yoksa noktaya mı varlık diyorsun?<br />- Nokta&rsquo;ya. Nokta sessiz varlıktır, ancak Elif&rsquo;le konuşur.<br />- &Ouml;yleyse iki tane varlık var?<br />- Hayır! Elif ve nokta birdir. Arı&rsquo;yı d&uuml;ş&uuml;n!<br />- Arı ne yapar?<br />- Bal yapar; sevdirmek i&ccedil;in!<br />- Başka ne yapar?<br />- Balmumu yapar; bildirmek i&ccedil;in!<br />M&uuml;tehayyir cebinden bir balmumu &ccedil;ıkardı ve;<br />- İşte Nokta! dedi.<br />Sonra balmumunu nefesiyle ısıtıp boyunu uzattı ve;<br />- İşte Elif! dedi.<br />O sırada mecn&ucirc;nlardan biri ayağa kalktı ve;<br />- Elif&rsquo;in başka adı var mı? diye sordu.<br />M&uuml;tehayyir;<br />- Evet var! Gel de kulağına s&ouml;yleyeyim dedi. Sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Kucaklaştılar. <br />M&uuml;tehayyirin if&acirc;desine g&ouml;re, o artık Leyl&acirc;sız Mecn&ucirc;n olmuştu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Mecn&ucirc;n Leyl&acirc;&rsquo;ya d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Bundan sonra her kim aradan Leyl&acirc;&rsquo;yı &ccedil;ıkarırsa Elif&rsquo;in diğer ismini de &ouml;ğrenebilecekti.</i></b><b></b></p>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/leyla-da-ki-mana/6142778</guid>
        </item>
        <item>
            <title>KAF U NUN BİR SEVDA MESELİ...</title>
            <link>http://as06.blogcu.com/kaf-u-nun-bir-sevda-meseli/6142740</link>
            <description><![CDATA[<strong>K&acirc;f u N&ucirc;n&hellip;<br /><br />&ldquo;innema emruhu iza erade şey&rsquo;en, eyyegule lehu: k&uuml;nfeyek&ucirc;n&hellip;&rdquo; (Kur&rsquo;an)<br /><br />&ldquo;şahinim salsa pen&ccedil;esin, aniden kaf&rsquo;dan kapar&hellip;&rdquo; (Aşık Emrah)<br /><br />Kaf: ilah&icirc; nid&acirc;nın ilk harfi&hellip; ol! emrinin oluvermeye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; yerdeki m&uuml;nhanilik&hellip; var olan her şeyin bağrında taşıdığı şakk-ı kamer mucizesi&hellip; &uuml;&ccedil; harf beş noktanın bir harfi ve iki noktası&hellip; ezel hattatının elinde nun hokkasından n&acirc;şi bir vuslat&hellip; Adem&rsquo;in Havva&rsquo;sı, Yusuf&rsquo;un Z&uuml;leyha&rsquo;sı, Şems&icirc; aşıkların se(v)dası&hellip; yıldız kaymalarından g&ouml;nle resmedilen aşkın seyyaresi&hellip;<br /><br />Kaf: efsanelerle bezenmiş bir uzak &uuml;lkenin heybetli dağı&hellip; &Ouml;yle ki; kimine g&ouml;re birka&ccedil; dağın m&uuml;şterek adı&hellip; Biraz S&uuml;phan, biraz Nemrut, biraz Cudi, Gabar, Klimanjero biraz, biraz Nepal ve biraz da Allah&uuml;ekber dağları&hellip; Belki de bunların hi&ccedil;birisi değil de i&ccedil;imizin aşılamayan doruklarıdır Kaf dağları&hellip; Boşuna delmişti dağları Ferhat, kendi i&ccedil;inin aşılası dorukları dururken deyip i&ccedil;imize, kendi i&ccedil;imize yaptığımız en &ccedil;etin yolculuğun aşılması mukadder ve mukarrer olan doruğudur Kaf&hellip; Efsanelerde Kaf Dağına ancak Z&uuml;mr&uuml;d-&uuml; Anka kuşunun gidebildiğinden bahsedilir&hellip; Kaf dağının dili s&uuml;kut olsadır&hellip; <br /><br />Z&uuml;mr&uuml;d-&uuml; Anka; İbn-i Fadlan diliyle &ldquo;simurg&rdquo;&hellip; Efsane bu ya; kuşlar aleminin padişahı imiş simurg. Ne vakit kuşların başı sıkışsa simurg gelir onları kurtarırmış&hellip; G&uuml;nlerden bir g&uuml;n b&uuml;y&uuml;k bir bela musallat olmuş kuşlar alemine&hellip; Kuşlar toplanıp simurg&rsquo;a gitmeye ve ondan yardım istemeye karar vermişler&hellip; Simurg g&ouml;ğ&uuml;n yedinci katında yaşarmış&hellip; Yola &ccedil;ıkan kuşları g&ouml;ğ&uuml;n birinci katında bir melek karşılamış ve &ldquo;buradan &ouml;teye ge&ccedil;mek isteyenler g&uuml;zel seslerini bırakmak zorundadır, yoksa ge&ccedil;emezler&rdquo; demiş&hellip; Kanarya, b&uuml;lb&uuml;l gibi sesi ile nam salmış kuşlar: &ldquo;sesimiz olmazsa biz neye yararız&rdquo; diyerek geri d&ouml;nm&uuml;şler. Yola devam edenler g&ouml;ğ&uuml;n ikinci katına gelmişler ve orada yine &ldquo;buradan &ouml;teye devam edecek olanlar t&uuml;ylerinin g&uuml;zelliğinden vazge&ccedil;mek zorundalar yoksa ge&ccedil;emezler&rdquo; denmiş&hellip; Tavus kuşu, papağan gibi t&uuml;ylerinin g&uuml;zelliği ile bilinen kuşlar da oradan geri d&ouml;nm&uuml;şler&hellip; Yolculuk boyunca g&ouml;ğ&uuml;n her katında bir &ouml;zelliği geride bırakanlarla yola devam edilmiş ve g&ouml;ğ&uuml;n yedinci katına sadece otuz kuş ulaşabilmiş&hellip; onlar da bakmış ki; simurg kendileriymiş&hellip; si-murg: otuz kuş&hellip; Simurg, yani nam-ı diğer Z&uuml;mr&uuml;d-&uuml; Anka&hellip; Kaf dağına ulaşabilen tek kuş&hellip; <br /><br />G&ouml;ğ&uuml;n yedi katı ve nefsimizin de yedi mertebesi var&hellip; G&ouml;ğ&uuml;n her katında bırakacak olduğumuz şeyler i&ccedil; yolculuğumuzda feragat edeceklerimizden başkası mıdır&hellip; Yedinci kata ya da yedinci mertebeye ulaştığımızda biz zaten Z&uuml;mr&uuml;d-&uuml; Anka değil miyiz&hellip; Ve o zaman her dağ kaf değil mi&hellip;<br /><br />Bu &ccedil;ileli yolculuk i&ccedil;in ezel bezminde levh-i kalemin aramıza &ldquo;aşk&rdquo; yazdığı kişiye muhtacız&hellip; Onun g&ouml;zlerinden yani o &ldquo;nun&rdquo; g&ouml;zlerinden dilimize gelen kelimeler ile en g&uuml;zel sevdayı anlatmayı &ouml;ğreniriz&hellip; Onun hokkayı andıran ağzından d&ouml;k&uuml;len incileri &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in değil midir mahir dalgı&ccedil; gibi nefesimizi tutmamız&hellip; Kalem olup yazmaklarımız i&ccedil;in lazım gelen şey nun hokkasında biriken sevda değil midir&hellip; Kaf nidası ile başlayan varlığımızın en b&uuml;y&uuml;k eksikliğini tamam eyleyen nun değil midir, bizi biz eden&hellip; &ldquo;kaf ve nun&rdquo; ile başlayan hikayede kaf&rsquo;ı dağlardan alıp dağ sinesinde saklayan sevgilinin yanında nun &ccedil;ukuru olup rahmetini dilemekliğimizle varlığımızı imanla şerefli kılmaz mıyız&hellip; erguvanlar a&ccedil;maya durduğunda delikanlı mı eli kanlı mı olduğunu kestiremediğimiz bir bahar boy verdiğinde apansız, y&uuml;reğimize kadem basan sultanın t&uuml;rk&uuml;s&uuml; değil midir bizi Kaf&rsquo;dan &ouml;teye salan neva&hellip; dizlerine dağılmak isteği, bir tehecc&uuml;d vaktinde sa&ccedil;larının urganıyla bağlandığımız g&ouml;ky&uuml;z&uuml; değil midir&hellip; ruy-i zemin &uuml;zere kokusunu t&uuml;m &ccedil;i&ccedil;ekler &uuml;zere salan bir avaz değil midir &ldquo;nun meseli&rdquo;&hellip;<br /><br />Elif gibi boyuyla serv-i hıramanım sevdiğim&hellip;<br />Ayn gibi duruşuyla aliyar m&uuml;jdecim sevdiğim&hellip;<br />Şın olup dişlerini inci gibi dizen ve nefes kesen sevdiğim&hellip;<br />Kaf olup, kah dağ olan kah varlığıma delil olan sevdiğim&hellip;<br />Nun gibi hokka sayıp g&ouml;ğs&uuml;n&uuml;, &uuml;zerindeki ben ile ben olan sevdiğim&hellip;<br />Kaf ile nun arasında yazılan kaderimi iki kaşı arasında sır eden sevdiğim&hellip;<br />İ&ccedil;imin aşılmaz doruklarını aşılır kılan Z&uuml;mr&uuml;d-&uuml; Ankam sevdiğim&hellip;<br /><br />Sen, gelecekte kurulacak mavi medeniyetin asırlar &ouml;ncesinden yarınlara uzanan kokusu, tiril tiril İstanbul, buram buram S&ouml;ğ&uuml;ts&uuml;n&hellip;<br /><br />Dilimde zikir, aklımda fikir, kalbimde ş&uuml;k&uuml;rs&uuml;n&hellip; <br /><br />Kaf&rsquo;dan kaf&rsquo;a uzanan m&uuml;nhaniliğim, vav kesiği g&ouml;nl&uuml;m&uuml; g&ouml;ğs&uuml;yle sarıp sarmalayanım, nun karnında taşıdığın ben ile esrikliğim, sesim, nefesim ve olmamı murad ettiğinde, Allah&rsquo;ın s&ouml;ylediği ismimsin&hellip;<br /><br />He benim g&uuml;zel sevdiğim, uzattım s&ouml;z&uuml;, nasıl desem bilmiyorum&hellip; Bug&uuml;n bende bir hal var&hellip; Semerkant&rsquo;tan, Buhara&rsquo;dan, İsfahan&rsquo;dan, Kahire&rsquo;den, Şam&rsquo;dan, Tebriz&rsquo;den gelen dolu dizgin atlılar koşuyor y&uuml;reğimde zamansız mekansız nefesine muhta&ccedil;&hellip; Tek bir s&ouml;z&uuml;nle, kaldırıp nikabını, &ldquo;aşıkın sırrı meydandadır&rdquo; deyip saltanatını g&ouml;sterince, g&ouml;kte Z&uuml;hre, Harut ile Marut Babil&rsquo;de ve i&ccedil;imde Şahrud titriyor sevdiğim&hellip;<br /><br />Sevdanın doruklarından şelale misali d&ouml;k&uuml;l&uuml;yorsun i&ccedil;ime&hellip; &ldquo;elem neşrahleke sadrek&rdquo; kabilinden sadrımı sesinle inşirah ediyorsun&hellip; &ldquo;g&ouml;k a&ccedil;ılıp kapı kapı olduğunda ve dağlar y&uuml;r&uuml;t&uuml;l&uuml;p serap olduğunda&rdquo; sığınacağımız tek yer senin g&ouml;lgendir, l&uuml;tfet sevdiğim&hellip;<br /><br />Seviyorum seni&hellip; okuma-yazmayı yeni &ouml;ğrenen &ccedil;ocuk masumiyetiyle okuduğu her şeyi bir şeye benzeten y&uuml;rek heyecanı ile, seviyorum seni&hellip; kesretteki vahdeti meşk ettiren g&ouml;zlerin &uuml;zere d&uuml;şen bahtım ile seviyorum seni&hellip;</strong>]]></description>
            <author>kerem coşkun</author>
            <pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:11:02 +0100</pubDate>
            <guid>http://as06.blogcu.com/kaf-u-nun-bir-sevda-meseli/6142740</guid>
        </item>
    </channel>
</rss>
